23 Eylül 2017 Cumartesi

Her an yabancı sınırı düşecekmiş gibi hareket etme zorunluluğu doğdu


Çok değil, 2 sezon öncesine dönelim. 2015- 2016 sezonunda 14 yabancılı düzen yürürlüğe girdi ve bizim o sezon sadece 7 yabancımız vardı. Telles, Melo ve Dzemaili gibi isimler son gün gitmiş, Grosskreutz'u ise yetiştirememiştik. O sezonun gerçekleşen transferlerine de bakınca Bilal Kısa, Jem Karacan diye yürüyoruz.

Ertesi sezon da durum farklı değil, yine yerliye yapılan büyük bir yatırım var. Gerçi bu sefer alınan isimler daha kaliteli ama maliyeti yüksek. Serdar Aziz, Eren Derdiyok ve Tolga Ciğerci gibi örnekler var. Bu isimler günün Galatasaray'ının temelinde olan isimler, asla kötü transferler değil ama maliyeti tartıştık. Yabancı sınırı böyle genişken ve sizin de yeni yabancı almaya hakkınız varken niye böyle yüklü bir yerli yatırımına girdiniz. 

Bugüne geldiğimizde ise gerçekleşen yerli transferi sayısı "0". 10 yeni transfer var, hepsi yabancı isimler ve takımın tüm çehresini değiştirecek tipte. Son 34 yılda ilk kez bir sezonu yerli transferi yapmadan geçirmiş olduk. Tabii bu rakamın bir önemi yok, geçmişin yabancı kontenjanı düşünülünce yerliye muhtaçsınız. Bu anlamda son 2 sezonu eleştirmek mümkün.

Yine de bu demek değil ki yerli futbolcu transfer edilmeyecek. Şu aşamada ihtiyaç omurganın değişmesiydi ve bu gerçekleşti. Mevcut bir yerli rotasyonu zaten var, bunun yanında alttan gelen gençleri de düşününce açık doğmadı ki. Sıkıntı şu, yarını bilemiyoruz. Yabancı sınırı sürekli dillerde, sayının düşürüleceği söyleniyor ve gelecek planını nasıl uygulayabilirsiniz?

Mevcut yabancı sınırı devam ediyor olsa gerçekleştirilecek plan basitti. Sözleşmesi biten yerlilere yönelmek (Kaan Ayhan gibi) ya da genç ve gurbetçi piyasasına girmek. Omurgayı kurdunuz zaten, olası Asamoah hamlesinin ardından iddialı bir yabancıya da gerek kalmıyor. Yine sözleşmesi biten isimlerden ya da kiralık havuzundan eksik parçaları tamamlamak mümkündü.

Yabancı sınırı düşecekmiş gibi hareket etmek lazım, en azından planlar arasında bu olmalı. Haliyle ara transferde yerli futbolcu transferini tekrar gündem yapar bu. En olası adım da gurbetçi futbolcular gibi duruyor. Türkiye içinden yerli transferi yapmak yine zor, büyük bonservisler konuşuluyor. Örnek vereyim, Emre Akbaba'yı isterdim mesela ya da Deniz Türüç'ü. Transfer etmeye kalksanız sizden ne isterler?

Kaan Ayhan zor ama mutlaka gündeme girer. Bunun yanında Berkay Özcan, Mete Demir ve Muhammed Kiprit gibi gurbetçilerin de gündemde olduğu yazılıyor. Ocak ayında böyle bir harekata girişilecektir, şu tabloda da olması gereken bu. Her an yabancı sınırı düşecekmiş gibi hareket etme zorunluluğu doğdu. Bunun yanında alttan gelen gençlerin de rotasyon içinde yer alma zamanı geldi. Recep Gül, Atalay Babacan, Yunus Akgün ya da Ozan Kabak, zamanıdır diye düşünüyorum..

Son 2 sezonda neler yaşandı hatırlarsınız, küçülerek büyüyemezsiniz


Küçülerek büyüyemezsiniz derdi Ünal Aysal, hatırlarsınız. Kendisini sevin ya da sevmeyin ama bu konuda o kadar haklı ki. Küçülmenin tanımı önemli burada, doğru futbol aklını ortaya koyduğunuzda her şartta kazanan olursunuz. Ortada böyle bir akıl yok, son 2 sezonda neler yaşandığını hatırlarsınız. Takımına küsen, maçlara gelmeyen, ürün almayan bir taraftar vardı ki onları suçlayamam. Bu sezon doğru bir plan uygulandı, omurga neredeyse bütünüyle sıfırlandı, iyi transferler yapıldı ve coşkulu oynuyor takım. Bu da taraftara büyük keyif verdi, Galatasaray maçlarını iple çeker olduk. Kombine sahipleri maçlara gelse kapalı gişe oynayacağız, tüm biletler satılıyor, 40 bin kombine var. Forma satışlarına da yansıdı bu doğal olarak, şu an 290 bin ile Türkiye'de en çok forma satan kulübüz. 85 bin forma satışıyla da Gomis bu alanda birinci. Şu aşamada ülkenin en çok konuşulan futbolcusu durumunda. Performansı bir yana, saha dışında da o kadar konuşuluyor ki. Galatasaray'ın bu tarz futbolculara ihtiyacı vardı, yüzler eskimişti ve yenilik kaçınılmazdı. Gomis de bu süreçte takımın bir numaralı ateşleyici unsuru, taraftarın en çok sevdiği isim. 

22 Eylül 2017 Cuma

Görmek isteyen görüyor işte, Le Guen'in Belhanda açıklamasına bakın


Bursaspor zor bir deplasman, hele ki forma girmeye başladıkları dönemde. Onlar da yenilendi, Le Guen gibi bir teknik direktörleri var ve kazanmak zor olacak. Futbolları keyifli, iyi bir hücum takımı olma yolunda evriliyorlar. Galatasaray'ın da oynamaya çalıştığı tempoyu göz önüne alınca ortaya iyi bir karşılaşma çıkacak.

Le Guen'in Galatasaray'la ilgili açıklamaları ilgimi çekti, özellikle Belhanda konusunda;

"Gomis ve Belhanda rakibin en önemli 2 ismi. Özel bir önlem alacağız. Younes Belhanda, Galatasaray’ın atak yönetimini yapıyor. Maçlarını izledik. Çok dikkat edeceğiz"

Belhanda konusunda ısrarla yazıyor ve yazmaya da devam edeceğim. Anlaşılmıyor çünkü, bunu da yapan maalesef Galatasaraylılar. Benim de beklentim çok daha yüksek, oyun içinde daha istikrarlı olmasını bekliyorum ama Belhanda konusunda ısrarla Sneijder üzerinden yorum yapılıyor. İki farklı oyun karakteri oysa, Galatasaray Belhanda'yla çok daha başka bir şey oynamaya çalışırken.

Sneijder'in Galatasaray geçmişini kimse sorgulayamaz ama geçmiş üzerinden günü yorumlamak imkansız. Bugüne bakın, Sneijder'in oyun tarzına. Oyun içinde müthiş bir akıl ama düşen bir tempo. Atletik, tempolu bir takım kurma peşindeyiz, 10 numaranın dahi savunma katkısı vermesi bekleniyor. Sneijder'in topla hareketliliği kalmadı, Belhanda'nın ise var. O pozisyonda 6 yaş gençleşmek diğer taraf, Belhanda'nın temposu, hareketliliği, savunma katkısı ya da.

Galatasaray'ın attığı gollerin neredeyse hepsinde Belhanda mevcut. Atağın başlangıcında ya da içinde bir yerlerde Belhanda var. İşin savunma tarafını yazmıyorum bile, kazandığı ikili mücadeleler ya da kaptığı toplar gibi. Kasımpaşa maçının 83. dakikasında kayarak top kazanıyordu, bunu yapan 10 numaranız. Farklı bir oyun bu, Belhanda gibi bir isimle oynayabileceğiniz.

Görmek isteyen görüyor işte, Le Guen önlem alacağını söylemiş. Herkes Fernando'nun geriden kurduğu oyuna odaklanmıştı ama işin bir de Belhanda boyutu var. Yine de eksik, çok daha iyisini yapabilecek yetenekte. Beklentim daha yukarıda, oyunu daha istikrarlı sürüklemesini bekliyorum. Buna rağmen işini yapıyor ama ön plana çıkan o kadar çok isim var ki Belhanda kötü görünüyor işte. Ya da Sneijder'in 27-28 yaşındaki günleri gündem yapılıyor. Dün üzerinden bugün yorumlanıyor işte.

Geçenlerde yazdığım yazıyı tekrar paylaşayım, görünen o ki ısrarla yazmaya devam edeceğim. Ta ki bu hakkı herkes verene kadar..

http://sportifcumleler.blogspot.com.tr/2017/09/olusan-bir-panik-havas-var-belhanda.html

Garry Rodrigues & Newcastle United, piyasası beklemediğim bir noktada


Galatasaray'ın bu sezon en büyük gelişme kaydeden isimlerinden biri. Yeni transfer etkisi bu, geçen sezon beklenen katkıyı şu aşamada almaya başladık. Benim ondan beklentim 12. adam, yani kenardan ateşleyici isim olmasıydı. O ise beklediğimin üzerinde bir etkide, takımın asist lideri, mücadeleci futbolunun en önemli parçalarından biri.

Forma Feghouli'ye bir şekilde geçecek, o da 12. adam rolüne bürünecek. Bu da önemli, kulübenin zayıf olduğundan söz ediyoruz ve Garry Rodrigues gibi ateşleyici bir isim kıymetli. Ayrıca görünen o ki transfer maliyetini de fazlasıyla karşılayacak. Galatasaray'a transferinde ödenen ücretler eleştirildi ama gün itibariyle Premier Lig'den izleniyor.

Newcastle United'ın 6 milyon paund'luk teklifi vardı, Galatasaray'ın ise beklentisi en az 10 - 12 milyon avro olmalı. Bu paraları eder mi etmez mi noktasında değilim, Newcastle United gibi takımlar böyle paraları verebiliyor. Teklifi arttıracakları söyleniyor, Ocak ayında böyle bir girişim olabilir. Böyle bir rakama da hayır denilemez, Galatasaray'ın önceliği de bu olmalı zaten.

Yaş ortalaması eleştirildi, oysa 26-27-28 bandında çok fazla isim var. Son transferleri değil, aksine bir transfer daha yapabilecek isimler. Badou Ndiaye de izleniyor mesela, aynı şekilde Belhanda, Feghouli ya da Maicon da transfer gerçekleştirebilir. Plan olduğuna inanıyorum, Galatasaray'ın transferden önemli rakamlar kazanması gerekecek.

Ffp kapsamında bir anlaşmadan söz ediliyordu, geçenlerde yazdım. Sattığın kadar al dönemi yakın, transfer için futbolcu satmak zorundayız ve bonservisi elinde, kiralık futbolcu havuzu da değerli. Garry Rodrigues'den tahmin edilen rakam gelirse de bu bir sezonun bütçesi dahi olabilir. İnce dokunuşlar lazım, çünkü iskeleti kurduk.

Garry Rodrigues ise 2 yarım sezonda tahmin etmediğim bir noktaya geldi. Piyasasının böyle hareket kazanacağını tahmin etmiyordum, iyiye işaret bu. Yeri de rahatlıkla doldurulur, bu konuda da oldukça rahatım. Altı dolu bir transfermiş, bunu da anlamış olduk. Maliyeti ve futbolculuğu transfer edildiği gün eleştirildi ama görüyoruz ki doğru adım..

Bir futbolcu Galatasaray'a ancak Kewell kadar yakışabilirdi


Blogu açtığım günler idealimde Harry Kewell ismi vardı, yapmadık. Sporun her yönüne eğiliriz gibi bir plan vardı ve bu doğrultuda isim Sportif Cümleler oldu. Farklı bir kafa vardı o zaman ama benim aklımda Harry Kewell ismi hep kaldı. 

Benim için kıymetli bir adam, ne kadar özel olduğunu tarif dahi edemem. Ne mutlu ki Galatasaray forması altında izledik kendisini. Keşke bir şampiyonluk kazanabilseydi bu forma altında, çok daha iyi bir dönemde Galatasaray forması giysin isterdim. 

Bir futbolcu Galatasaray'a ancak Kewell kadar yakışabilirdi. Sahada oynanan bir yana, karakter ve mücadele. Yeri geldi stoper oynadı, daha ne diyeyim. En zor anda aldı bu sorumluluğu, kaç futbolcu yapar ki böyle bir fedakarlık. 

Galatasaray formasıyla 91 maç, 34 gol ve 17 asist. Kendisini sol kanatta tanıdık, Galatasaray'a geldi sağ tarafta oynadı. Ertesi sezon Nonda sakatlandı forvet oynadı, yeri geldi stoper oldu. Arada yaşanan sakatlık dönemleri de var, o da Kewell'ın kariyerinin şanssızlığı. O sakatlıklar olmasa eminim ki futbolu Liverpool'da bırakırdı ya da bambaşka bir seviye..

Doğum günü kutlu olsun, Galatasaray'la yolunun kesişeceği günü iple çekiyorum. Umarım çok iyi bir futbol adamı ya da teknik direktör olur. O anlamda da gelişimini ve ilerleyen kariyerini ilgiyle takip ediyorum..

Geçtiğimiz yıl bugün SC nostalji köşesinde yazmıştım, tekrar paylaşayım;

21 Eylül 2017 Perşembe

Sınırları zorlamak değil, bu başka bir seviye


Galatasaray'ın hem ocak hem de yaz aylarına yönelik transfer politikasını ayrı olacak yazacağım ama böyle bir habere de kayıtsız kalamadım. Anlamışsınızdır, kaynak Fotomaç bu arada. Üzerine çok fazla konuşmaya gerek yok, "alıştık" gibi bir yorum mümkün ama ütopyanın ütopyası gibi bir durum bu. Sınırları zorlayan, başka bir seviye. Galatasaray'ın sözleşmesi bitecek isimlere yönelecek, orası doğru da o isimler bu tarz futbolcular olmayacak. Asamoah bir örnek, daha takım oyuncusu, mevcut kadroyu yükseltebilecek isimler, plan bu. Alexis Sanchez deniliyor, daha ne diyelim. Manchester City alamadı işte, sözleşmesinin sezon sonu bitecek olmasına rağmen 40-50 milyon avrolara bitiremedi bu transferi. Alexis Sanchez de ayrılmak istiyor, sözleşme yenilemedi ve yaz döneminde olası piyasasını düşünebiliyor musunuz. Aynı şey Balotelli için de geçerli, yeniden yükselişe geçti ve bu doğrultuda Nice'da kaldı. Elinizde Gomis var, böyle bir maliyete daha girilir mi. Mata desek 30 yaşında olacak, pozisyonunun Dünya'da en iyi isimlerinden ve onun piyasasını hayal edin. Transfer haberlerinde yüksekten uçmayı anlarım, bir derece sınırları zorlamayı da anlarım ama böyle bir ütopyayı özel haber olarak vermek. Üstelik sezon sonu da değil, Ocak ayı için, haber öyle diyor..

Bu yorum özellikle Linnes, Garry Rodrigues ve Tolga Ciğerci gibi isimler için geçerli


Bir yorumum vardı, formayı kaptıran bir daha zor bulur gibisinden. Bu yorum özellikle de Linnes, Garry Rodrigues ve Tolga Ciğerci gibi isimler için geçerli. Sezona iyi başladılar, mevcut kadronun en büyük gelişimi gösteren isimleri oldular ve verdikleri katkı sürprizdi. Forma adaleti onlarla devam edilmesini söyledi ama arkada bekleyen iyi isimler var, Linnes formayı kaptırdı mesela.

Sakatlık yaşadı, bir hafta forma giyemedi ve Latovlevici formayı aldı. Bursaspor maçında Latovlevici 11 başlayacak, Ocak ayına kadar da böyle gider. Devamında Asamoah ihtimali doğarsa başka şeyler konuşuruz ama bu süreçte forma Latovlevici'nin. Beklentim de buydu, Asamoah gelene kadar ki süreci idare etmesi.

Linnes'in sol bekte gösterdiği gelişim kıymetliydi, iyi bir alternatife dönüştü. Herkesin ümitlerini tüketmeye başladığı bir isimdi, o süreci atlatmayı başardı. Yine de yetmiyor, Linnes'le oynanan farklı bir oyun var. Ters ayaklı olduğu için kat ederek oynamak zorunda kalıyor, bu da sol tarafta istenen hücum etkisini getirmiyor. Teknik bir oyuncu ama geriden oyunu kurabilecek özellikte değil.

Latovlevici ise özellik itibariyle büyük takım sol beki. Kanadı bütünüyle kullanabilecek, teknik, geriden oyun kurabilen ve sol ayağını iyi kullanan bir isim. Şu an takımda tek sol ayaklı o, bir önemi de buradan kaynaklı. Latovlevici konusunda ısrar daha doğru, Galatasaray'ın bu profilde bir bek oyuncusuna ihtiyacı var.

Kasımpaşa maçında birçok handikabı olmasına rağmen iyi bir görüntü verdiğine inanıyorum. Ortaları isabetsizdi ama boşa atılmış ortalar değildi, bu önemli. Hazır değil, maskeyle oynamak durumunda ve ilk maçı. Sol / sağ dengesini Latovlevici sayesinde sağladık, hücum bindirmeleri ve sık orta denemesi dahi bir baskı doğurdu, bu da Galatasaray'ın işini kolaylaştırdı.

Böyle futbolcuların Galatasaray'ı tercih etmesi çok kıymetli


Thierry Henry, Claude Makelele ve Mikel Arteta'nın teknik direktörlük stajı için Galatasaray antrenmanlarına katılmak için başvurduğu haberi var. Ayrıca kulübün yapısını da inceleyecekler ve bu başvurularına sıcak bakılmış. Bir süre Tudor'un teknik ekibine katılacaklar ve müthiş bir olay bu.

Böyle futbolcuların Galatasaray'ı tercih etmesi ve başvurunun da onlardan gelmesi kıymetli. Galatasaray'ın yeniden marka değerini hatırlamaya başladığını gösterir ki ne olursa olsun bu değer değişmiyor. Henry üzerinden konuşuyoruz ama Makelele ve Arteta da çok büyük futbolcular, böyle isimleri Galatasaray eşofmanlarıyla idmanda görmek güzel olacak.

Herkes için bir şans, özellikle gençler açısından. İdol kabul edecekleri isimler, edinilecek öyle tecrübeler var ki. Galatasaray'ın kadrosunda Fransa kökenli birçok isim de var, Gomis, Feghouli ya da Belhanda gibi. Galatasaray'ı tercih etmelerinde mutlaka bu da bir etken ve önemli bir bilgi / tecrübe aktarımı olacak.

Thierry Henry'i Galatasaray eşofmanlarıyla görmek, çıkacak fotoğrafları hayale diyorum da. Gomis'le aynı dönemde Milli Takım'da oynamışlıkları var, ortaya çok güzel kareler çıkacaktır. Şu bile heyecan veriyor, insanlar bu durumu konuşuyor ve merak ediyor. Sürpriz bir gelişme, kimse beklemiyordu ama güzel oldu, bekliyoruz..

20 Eylül 2017 Çarşamba

SC nostalji #82; Furkan Özçal


Galatasaray'a geldiğinde serbest oyuncu statüsündeydi, yaşı da 22. Transferin son günüydü, kimse de o ana kadar böyle bir transferi beklemiyordu. Neden son güne kaldı, niye x bir takımla imzalamadı gibi sorulara verebileceğim cevabım yok. Kayserispor'da iyi bir dönem geçirmişti ama Galatasaray seviyesinde görmüyordum. Bunlar hep yabancı sınırı işte, bu tarz yerli hamlelere mecbur kalıyorsunuz.

Haliyle o sezon da pek şans bulamadı. Sezon ortasında x bir takıma kiralanır diye bekledim ama o da olmadı, şampiyonluk kutlamalarında falan vardı yani. Şöyle anlatayım, 2012 - 2013 sezonunda forma giydiği sadece bir maç var. Türkiye Kupası'nda fotoğrafını gördüğünüz maçta 27 dakika oynamış, onun dışında aldığı bir süre yok. Hatta gerek lig gerekse Şampiyonlar Ligi'nde herhangi bir maçta 18 kişilik kadroya dahi alınmamış.

Ertesi sezon ise Karabükspor'a kiralandı ve orada gösterdiği bir çıkış var. Kendisini yeniden hatırladığı dönemlerden biri diyebilirim, o performans sonrasında Galatasaray'a geri dönmeyi başardı. En azından hazırlık kampı adına bir şans yakaladı, oysa 2014 - 2015 sezonununda kamp başlangıcında birçok futbolcu kadro dışı bırakılmıştı. Prandelli o şansı Furkan Özçal'a verdi, hatta takımda tuttu, şans verdiği anlar da oldu.

Nedenini bilmiyorum ama Prandelli'nin Galatasaray'da tuttuğu futbolculardan biri olmayı başardı. Bizler de Prandelli'ye inanarak Furkan Özçal'ı bekledik aslında, Hamza Hamzaoğlu göreve gelince "neden kadroda yok" özelinde soruyorduk hatta. O sezonun devre arasında Karabükspor'a geri döndü, ondan sonraki sezon ise Kayserispor'a kiralandı. Sözleşmesi de uzatılarak kiralanmıştı, o da 700 bin avro civarı bir yıllık ücretti. 

Furkan Özçal'ın şöyle bir özelliği var, Anadolu için gerçekten iyi bir alternatif. Oynadığı her takımda bir şekilde iş yaptı, Kayserispor / Karabükspor gibi. Bu sayede daima bir alıcısı çıktı, Galatasaray onu satamasa bile kiralamayı başarıyordu. Serdar Aziz'in transferinde bu daha ön plana çıktı. Hamza Hamzaoğlu'nun Bursaspor'un başında olduğu dönem, Galatasaray'da istemediği Furkan Özçal'ı Bursaspor'a aldırdı.

Furkan Özçal, Bilal Kısa ve Sercan Yıldırım'lı bir takas paketi karşılığı Serdar Aziz'i aldık. İlk etapta bonservis ve yıllık ücret üzerinden eleştiriler yaptık ama giden bu oyunculardan düşülen ücretleri kimse konuşmadı. Furkan Özçal'ın sözleşmesini fesih edecektin, bunu yapmadın ve aynı ücrete Bursaspor gibi bir alıcı buldu. Bursaspor kariyeri kötü bile geçmedi, o ayrı. Geçen sezon çok uzun bir sakatlık yaşadı, bu sezon geri döndüğünde ise aşırı kilosuyla aklımda kaldı. Şu an sakat zaten, Bursaspor elden de çıkaramadı.

Furkan Özçal'ın Galatasaray'da oynayabildiği 3 maç var sadece, 3'ü de aklımda. Prandelli dönemi maç kadrolarında oluyordu bir de, Galatasaray'la alakalı başka bir an yok. İki yönlü orta saha diyelim onun için, kısmi teknik özelliği, kısmı mücadelesi olan bir isim. Anadolu'da iş yapan, iyi bir alternatif ama Galatasaray gibi bir seviyenin yakınından geçmemesi gereken futbolcu. Başta söylediğim gibi, bunlar hep yabancı sınırı..

Herkesin takıldığı konu Carrasso'nun maç kadrosunda yer alabilme ihtimaliydi


Transfer edildiği gün de yazmıştım ama herkesin takıldığı konu Carrasso'nun maç kadrosunda yer alabilme ihtimaliydi. Bunun önünde bir engel yok tabii, bir yedek oyuncu eksik bildirme durumunda kalır ve kulübeye alacağınız yabancılardan birinden vazgeçersiniz. Carrasso ancak bu şekilde maç kadrosunda yer alabilir.

Tudor ise bunu düşünmez, maç kadrosunda Eray İşcan yer alır ama Muslera'nın yokluğunda kale Carrasso'nun. X bir maç içinde kaleci değişikliği ihtimali son derece düşük, bunu düşünerek Carrosso maç kadrosunda yer alırsak en az 2 hamleden vazgeçmek durumunda kalabilirsiniz. Tudor mantıklı olanı yapıyor, bunu da Carrasso transfer edilmeden önce dile getirmiş.

Buna rağmen Carrasso teklifi kabul etmiş, diğer detay da bu. İyi bir kaleci, istemiş olsa talip bulurdu. Projesi olan bir takımda yedek bekleyebileceğini dile getiriyordu ve yaz döneminde ısrarla bekledi. Fransa'nın bilinen, elle tutulabilecek kalecilerinden, bu anlamda çok iyi bir iş yaptık. Yedek kaleci konusunda fikrim sabit, tecrübeli bir isim olmalı. Hele ki kalenizde Muslera varsa.

Muslera'nın uzun yıllar Galatasaray'da devam edeceğini düşünüyorum. Arkasında x bir genç kaleciyi bekletmenin anlamı yok, gelişemez çünkü. Muslera'nın olmadığı anda hangi kaleciye forma versek eli ayağı titredi, başarısız oldu. Sinan Bolat, Cenk Gönen gibi tecrübeli yerliler de dahil buna. Bu yüzden daha tecrübeli, baskı altından kalkabilecek bir kaleci tercihi doğruydu.

Kupa maçlarında izleriz Carrasso'yu. Eğer Avrupa'da devam etsek bu hamle çok daha kıymetli olacaktı. Ne durumda bilmiyorum, umarım kendini hazır tutuyordur. Görünen o ki şartlar ona önceden söylenmiş ve o da bilerek geldi. Sorduğumda ise herkes büyük bir karakteri, lider özelliği olduğundan bahsediyor. Onun için de meraklıyım..

Tudor'un Serdar Aziz övgüsü boşuna değil


Serdar Aziz konusunda övgü okumak hoşuma gidiyor. Transfer olma şartlarını konuşmuyorum, olan oldu. İnandığım, sevdiğim bir futbolcu, geldiği gün de yazmıştım. Sorunu sakatlık, öyle bir zamanda geliyor ki bir daha ayağa kalkması zaman alıyor. Yine de ayağa bir şekilde kalkıyor, bıraktığı yerden devam ediyor. Başardı işte, yine döndü.

Tudor'un hatası Serdar Aziz'i Östersunds maçlarına hazırlamamak olmuştu. Serdar Aziz o gün sahada olsaydı bir şeyler değişirdi belki de, bilemeyiz. Ahmet Çalık'a güvenmek durumunda kaldı ve sonuç ortada. Ahmet Çalık iyi bir alternatif olabilir, ona lafım yok, aldığı yıllık ücrete bakınca olur da ama Serdar Aziz varsa o oynamalı.

Denayer geldikten sonra da durum değişmedi, Serdar Aziz benim için Denayer'in önünde. Denayer'in transferini çok isteyenlerin başındayım, hem joker etkisi, hem stoper için önemli bir alternatif olması itibariyle. Dedim ya, Serdar Aziz'in sakatlık sorunu var ve ne zaman ne olacağını bilmiyorum. Keşke sakatlanmasa, bu istikrarda devam etse. 

Ama herhangi bir aksi durumda Denayer bekliyor, bu anlamda kafam rahat. Serdar Aziz'i de yükseltti bu hamle, burnu kırık ama ısrarla oynamak durumunda. Ameliyat olması durumunda biliyor ki forma Denayer'in ve geri alması zor olacak. İyi de bir gidişatı var, istikrar yakaladı, Maicon'la iyi bir ikili oldu. Şu aşamada bunun bozulmaması değerli.

Tudor'un Serdar Aziz övgüsü boşuna değil. Bursaspor döneminde de yazdım, benim için en iyi Türk stoper. Geçtiğimiz sezona bakınca da en iyi stoperimizdi ama sakatlık kurbanı oldu. Bu sezon ise Maicon'la çok doğru bir ikili oldu, umarım devamını getirir. Serdar Aziz'in şu görüntüsünün hakkını vermeyen de net şekilde ön yargılı ve saplantılıdır. Bu kadar ağır konuşabilirim..

19 Eylül 2017 Salı

PES 2018'i çok beğendim, oynadığım en iyi PES oyunu dahi olabilir


Eskiden oyunlarla aram iyiydi, yıllar geçtikçe bunu azalttım. Dipsiz bir kuyu oldu, işin içine bu denli girersem bir daha çıkamam. Bu yüzden de belli başlı oyunları oynuyorum, en azından kendimi sınırlayarak. FM veya PES buna örnek, her yıl düzenli olarak takip etmeye çalışırım ama onların dahi çok içine giremiyorum.

FM 14'de takıldım mesela, 15 veya 17'i de oynamama rağmen 14'ün verdiği keyfi bir daha alamadım. Tabii bunun da geçmişi var, CM 00-01, 01-02 ya da 4 dönemlerine girmiyorum bile. Neden alışamadığı da bilmiyorum, oyunun arayüzü kaynaklı belki de. 14'den sonra değişti, devamında ben koptum. 17'i satın aldım, birkaç kez denedim ama yapamadım. 18 çıktığında bir daha deneriz, Galatasaray'ın bu kadrosu oyun için heyecanlandırıyor.

PES'e gelirsek, onunla da eski bir mazim var. PES 13 de dahil olmak üzere düzenli şekilde her yıl takip ettiğim ve oynadığım bir oyundu. PES 13'ün de yeri ayrıdır bu arada, çok keyifli bir oyundu. Sonrasında koptum, bunun da nedeni eski bilgisayarım. PES 16'ya kadar verdiğim bir ara var, yeni bilgisayarın ardından PES 16'yı 2 yıl oynadım. Benim için keyifli oyundu, PES 17'i o kadar sevmedim mesela. Galatasaray'ın olmaması da cabası.

Lisans problemlerine alıştım artık, çok takılmıyorum. En azından Real Madrid, Juventus, Bayern Münih gibi takımların lisansı olsaydı diyorum ama Pes bu, yapacak bir şey yok. Bayern Münih 2 yıldır komple yok gerçi, o da ayrı hikaye. En azından Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş üçü bir arada oyunda, bu da bir şey. Türk Milli Takım'ı da lisanslı şekilde oyunda, 2017'de böyle değildi.

Geçenlerde niyet ettim ve PES 18'i satın aldım. Bir hayal kırıklığım oldu, o da bilgisayarım yönünden. Donanıma güveniyordum, oyunu rahat oynarım diye düşündüm ama öyle olmadı. İşlemci tarafından sıkıntı çıktı, biraz düşük kaldı. Onun da özelliğini paylaşayım;


Bu da kasma problemini getirdi, 2 gündür hangi özelliklerle daha iyi oynarım diye arayıştaydım. 30 fps'e çektim, oyunun özelliklerinden kıstım ama fayda etmedi, problem vardı. Bir de oyuna girerken verdiği hata vardı, video kartıyla alakalı. Bugün bir güncelleme geldi neyse ki, o hatadan kurtulduk, fps problemi de aşıldı, en azından o kadar kasmıyor. 30 fps'e çektim oyunu ama yüksek ayarlarda oynuyorum, gayet güzel görünüyor.

Oyun çok iyi bu arada, oynadığım en iyi PES dahi olabilir. Geçmişe oranla biraz daha ağırlaşmış oyun, bu anlamda Fifa'ya yaklaşmak istemişler. Fifa varken neden PES oynuyorsun demeyin, klasik adamım ben, böyle alışmışım. Pes'den keyif alıyorum, her türlü sıkıntısına rağmen. Fifa'yı 99'da bıraktım, onun da keyfi ayrıydı mesela. 

Oyunlarla alakalı bir adam olmadığım için çok fazla yorum yapamıyorum. Şu şöyle, bu böyle gibisinden yorumları yapacak kişi ben değilim. Benim yazdığım bir ön izlenim olur, o da oyunun iyi olduğu. PES'in hızlı, haldır haldır giden bir temposu olurdu, şimdi biraz daha yavaşladı, gerçekliğe yaklaşmışlar. Topu aldığında kaleye doğru koşmadığın, pasa yöneldiğin, düşündüğün bir görüntüsü var. Kaleciler çok gelişmiş, bu da bir detay, pas hassasiyeti güzel ama şut hassasiyeti önceden daha iyiydi sanki.

Akhisarspor hep aynı, Okan Buruk ise bıraktığı yerden devam ediyor


Akhisarspor'a karşı büyük bir sempatim var. Bir ilçe takımı, bu anlamda son derece mütevazi ama o kadar iyi yönetiliyor ki. Süper Lig'e çıkmaları plan dahilindeydi, Süper Lig'de sağladıkları bu istikrar ise çok daha iyi bir planın parçası. Hedefleri nedir bilmiyorum, bunu çok da dillendirmiyorlar ama bir çizgide kalmayı başarıyorlar. O çizgi de Avrupa Kupalarını zorlamaya başladı.

Tolunay Kafkas'ı takımın başına getirdikleri dönem onlar adına büyük bir kayıptı. Şöyle diyeyim, Akhisarspor'un kendi benliğine ilk ve son kez ihanet ettiğini gördüm. Onları özel kılan bazı şeyler var, biri de teknik direktör noktasında. Kendilerine yakışacak, bünyelerinde büyüyecek teknik adamı daima buldular. Hamza Hamzaoğlu'ndan başlar, en son Okan Buruk'a kadar geliriz. Teknik adamlar değişir ama kulübün felsefesi değişmez, teknik adamlar da o doğrultuda seçilir. 

Tolunay Kafkas o anlamda Akhisarspor adına çelişkiydi, Okan Buruk'la yeniden kendi benliklerini yakaladılar. Geçtiğimiz sezon Okan Buruk takımın başına geldiğinde 27 puanla 15. sıradaydılar. Okan Buruk sonrası ise ligi 6. sırada bitirdiler, müthiş bir hücum takımına dönüştüler. O takıma da Okan Buruk herhangi bir transfer yapamadı, altını çizmek lazım. Mevcut takımdan yarattığı bir hücum etkisi, hani Tolunay Kafkas'la 23 maçta sadece 15 gol atabilen takımdan.

Okan Buruk'un çalıştırdığı tüm takımlarda bu potansiyeli yansıttığını düşünüyorum ama bir sıkıntı vardı. 2. sezona girip, kendi transferlerini yapmaya başladığında yaşadığı düşüş gibi. Bu yüzden de geçen sezonun o etkisine rağmen kendi takımını kursun diye beklemeli diyordum. Ligde geçen 5 maç itibariyle bir şeyler yazabiliriz, erken olmasına rağmen. Akhisarspor'da görüntü aynı, sessiz sedasız şekilde 5 maçta 10 puanı topladılar, 6. sıradalar ama 3.'nün de 10 puanı var.

Kulüp felsefelerini çok seviyorum, bonservis ödeyerek transfer ettikleri kimse yok. 8 transferleri var ama bonservis ödemediler. Kulübün çok doğru bir transfer politikası var ve iyi oyuncuları buluyorlar. Haliyle zarar etmeyen bir camia, istikrarlarının en önemli sebebi de bu. Mütevazi yapılarını asla bir kenara atmıyorlar, ortaya büyük hedefler koymuyorlar (en azından dillendirmiyorlar) ve çıtayı asla düşürdüklerini görmedim. Bu anlamda ligin en iyi yönetilen takımı dahi olabilirler. 

Okan Buruk için ise yorumum sabit, Tudor sonrası Galatasaray'ın başına gelecek teknik adamdır. Bu bir kader, mutlaka yaşanacak ve başarılı olacağınına da inanıyorum. Genç bir teknik adam, her geçen zaman daha üzerine koyuyor ve gelişiyor. Galatasaray öncesi hazırlık gözüyle bakıyorum ve gelişimini takip ediyorum. Ligin en önemli yerli teknik adamlarından biri oldu ve oynattığı hücum oyunu da büyük takımlar için fazlasıyla ideal. 

Bu yazıyı yazdığım günle aynı noktadayım;

Manchester United'in mevcut kadro derinliği


Alex Ferguson gittiğinden bu yana transfer için harcanan paralarla gündeme gelen Manchester United. Özellikle Van Gaal döneminde yaratılan bir enkaz, 2 sene içinde öyle isimler geldi gitti ki. Ne yazık ki ortaya çıkan iyi bir kadro olmadı, harcanan paralara rağmen. Manchester United'in benliğini hatırlamasını yıllardır bekliyoruz, kazanan kimliğini hatırlamasını. Geçtiğimiz sezon Mourinho'yla bir temel atıldı, belki Premier Lig istenen noktada bitmedi ama Avrupa Ligi'ni kazanarak yeniden Şampiyonlar Ligi'ne adım attılar. Bu sezon ise Manchester United'ı izlemek çok büyük keyif. Klasik, Mourinho'nun 2. sezonları hedefler doğrultusunda daima iyi geçer. Mourinho'nun da ayağa kalkmaya ihtiyacı vardı, gerek kadro kalitesi, gerekse oynanan futbolla bu mesajı veriyorlar. Fotoğrafta ise Manchester United'in mevcut kadro derinliği var. Yıllarca ne paralar harcandı da enkazdan başka bir şey oluşmadı. Son 2 sezonda ise atılan temel, daha doğru ve kaliteli transferlerle özlenen Manchester United'ı izliyoruz. Geçtiğimiz sezon Pogba'ya o paralar verilir mi deniliyordu, Mourinho ise bu transferi daha sonra çok daha iyi anlayacaksınız demişti. Tablo ortada..

18 Eylül 2017 Pazartesi

Gomis'in çalışkanlığı bir yana, bu görüntünün asıl nedeni "mutlu" olması


Galatasaray'a transfer olurken düşüncesi "geleceği garanti altına almak" olabilir ama iş ahlakı çok yüksek bir futbolcu. Marsilya'da iyi bir sezon geçirerek geldi, oldukça formda. Bu formu da devam ettiriyor, hatta üzerine dahi koydu. Gomis'in çalışkanlığı bir yana, bu görüntünün asıl nedeni "mutlu" olması. Belki de hayatının en huzurlu dönemini dahi yaşıyor olabilir.

Galatasaray'ın son yıllarda simge olmuş bazı yabancıları var, Gomis de şu aşamada o ışığı vermekte. Kulübü sahiplenmesi, taraftarla bütünleşmesi, imza hareketleri ve saha içinde verdiği mücadele. Drogba gibi bir yıldız isme de sahip olduk, Baros gibi bir kaliteye ya da Elmander gibi mücadeleyle tutuşan bir savaşçıya. Gomis'de ise hepsinden birer parça var sanki, bu 3 ismin harman olmuş hali gibi.

Şimdi ailesi de İstanbul'a geliyor, burada yaşayacaklar. Çoğu yabancının ailesi zaten burada ve iyi bir takım olduk, daha doğrusu mutlu bir takım. Gomis de bu mutluluğun en önemli isimlerinden. Maliyeti tartışıldı, böyle bir ücret verilir mi denildi ama o kadar güzel zamanda aldık ki. Avrupa forvet kıtlığı yaşadı resmen, transferin son 1 ayı forvetler için ödenen rakamları gördük, Marsilya'nın Mitroglu'na verdiği bonservis gibi. Eminim ki Gomis'i mumla arıyorlar ve Gomis'i en doğru zamanda aldık.

Gomis daha önce de gündeme geldi tabii, o gün Drogba sonrası gelecek isim olduğu için taraftarın memnuniyetsizliğini hatırladım da. Bonservisi elindeydi ve biz bu işi Mayıs ayında bitirdik. Önce Mancini istemedi, devamında Prandelli. Bizi bekledi, transfer gerçekleşmeyince Swensea yolunu tuttu. Orada başarısız bir dönem, Marsilya'dan yeniden ayağa kalkış ve Galatasaray. O gün gelse böyle olur muydu bilmiyorum, belki de doğru zaman bugündür.

Milli Takım'a da göz kırpıyor, yeniden oynamak için can attığını biliyorum. Bu da bir motivasyon kaynağı ama Fransa'nın elinde müthiş bir havuz var. Gomis düşünülür mü bilmem, Deschamps umarım takip ediyordur. Beşiktaş Mario Gomez'e bu imkanı sağladı, biz de Gomis'e sağlayabilsek bundan sonraki transferler adına da önemli bir mesaj olur. Aynı şey Fernando, Maicon gibi isimler için de geçerli.

49 dakikada 1 gol katkısı var, 5 maçta 7 gol 2 asist. Transfer olduğu dönemde garanti katkı diyordum, 20-25 bandında bir gol sayısı bekliyordum ama onu da geçebilir, sezona müthiş girdi. İstikrarı yüksek, sık sakatlanmaz, çok güçlüdür. Sezon içinde formsuzluklar, düşüşler mutlaka olacaktır, o zaman da Gomis'i desteklemek gerekecek. Belhanda, Feghouli, Badou Ndiaye gibi isimlerin gol noktasında devreye girmesi gerektiği gibi.

Burada soru şu, Badou Ndiaye'yi çok mu defansif kullanıyoruz?


Badou Ndiaye'den daha büyük beklentilerim olduğu doğru. Tabela yapmasını bekliyorum mesela, transfer edildiğinde ilk olarak bunu yazmıştım. Galatasaray orta sahasının en önemli eksiklerinden biriydi, tabela yapan bir ismin olmaması. Topla dikine oynayacak, rakip ceza sahasına sık sık girecek ve en azından 7-8 gol barajını zorlayacak.

Badou Ndiaye'nin pozisyonu çok tartışılıyor. Türkiye'ye gelirken 6-8 numara aralığındaydı ama Osmanlıspor'da ağırlıklı olarak 10 numarada oynadı. Oyunun iki yönünü oynadığı ve aşırı tempolu olduğu için bu pozisyonda büyük fark yarattı, altını çizdiğim tabela noktasında büyük etkisi vardı. Şu da var, Osmanlıspor düzeninin en önemli parçasıydı, biraz da onun üzerinden dönüyordu işler.

Galatasaray'da böyle olmayacaktı tabii. 10 numaradan ziyade 8 numara için düşünüldü ve transfer edildi. Ondan önce Imbula isteniyordu, beklenti ise orta sahada yaratılmak istenen tempo. Imbula olmayınca Badou Ndiaye gündeme girdi, büyük bir beklentiyle transfer edildi. Geçen 5 maça bakınca da beklenti dolayında ilerliyor, en azından neler yapacağını iyi biliyoruz.

4-1-4-1 gibi sezona başladık, Kasımpaşa maçında 4-2-3-1'e döndük. Badou / Belhanda forvet arkasından, Badou / Fernando orta sahasına geçildi. Fernando'nun Galatasaray'ın kalbi olduğunu söylemiştim, geriden oyun kuran, pas aksiyonunu başlatan isim. Tabii rakip bunu gördü ve Fernando üzerinde bir baskı yarattı. Badou Ndiaye ise Fernando'nun yanına çekilerek Fernando'nun rahatlaması sağladı.

Kasımpaşa maçında diğer maçlara göre Fernando çok fazla işin içine girmemiş gibi görüldü ama 10 kez top kazanmış, Galatasaray'da kişisel rekorunu egale etmesi anlamına gelir bu. Stoperlerin arasına giriyor diyorduk ya, bu sefer Badou da bunu yaptı, geriden oyun kuran isimlerden biriydi. Galatasaray presinin en önemli ismi zaten, sahanın her yerinde rakibe bastı, fazlasıyla da iyi oynadı. Burada soru şu oluyor, Badou Ndiaye'yi bu kadar defansif kullanmak doğru mu?

Hücum tarafında da beklenti var çünkü, tabela noktasını yazdım. Topla dripling özelliği çok kıymetli, bu konuda belki de ligin en iyisidir. Delici, şut atan bir futbolcu. Biraz daha iki yönlü bir katkı bekliyorum ama Badou Ndiaye'nin 8'e çekilmesi çok doğru hareketti. İş yine Belhanda'ya geliyor, onun oyun içinde daha istikrarlı ve sorumlu hareket etmesinde. O zaman Badou da daha rahatlar, Fernando'yu rahatlattığı gibi.

Ligin en kötüsüydük, şu an ise en iyilerinden


Yeni dönem Galatasaray'ı anlatan en iyi özelliklerden biri de bu. Takımın agresiflik ve mücadele gücünü gösteren en önemli istatistik. Galatasaray'ın top kapma girişiminin geçen yılla kıyası yapılmış ve tablo net. Bu konuda ligin en kötüsüydük, şu an ise en iyilerden.

Riekerink dönemi Galatasaray'ı pas ve topa sahip olma üzerine kurulu bir takımdı. Mevcut oyuncu yapısıyla başka bir oyunu oynamak imkansızdı ama hiç agresif değildik, mücadele gücümüz düşüktü. Rakibi ısırmanın altını ısrarla çiziyordum, Nigel De Jong gibi isimlerden de bu anlamda beklentim vardı. 

Pas oyunu oynarsınız, topa sahip olmak istersiniz ama müthiş bir hücum organizasyonunuz olur. Bu da yoktu Galatasaray'da, haliyle pas yapmanın bir esprisi yoktu ki. Tudor bunu değiştirmek istedi, önce formasyonla oynadı, sonra daha tempolu oyuncuları kullanmayı denedi ama istediği oyunu oynatması imkansızdı. Josue'yi hatırlayın, 6 numarada denedi onu, kısmen katkı da aldı. Sırf temposu yüzünden.

Değişim bu yüzden gerekliydi, neredeyse tüm 11'i sıfırlamış olduk. Bugüne bakınca daha tempolu, mücadele gücü yüksek, agresif bir takım var. Yine pas yapıyoruz, topa sahip olmak istiyoruz ama birinci öncelik bu değil, tempo birinci öncelik. Bu oyun içinde pas hataları olacak, rakibe açık alanlar da vereceğiz ama geriye hızlı koşuyoruz, kaptırılan top neredeyse 5 saniye içinde geri kazanılıyor.

Haliyle bu oyun da taraftara büyük keyif veriyor. Hücum organizasyonları hala yeterli seviyede değil, hızlı hücum ediyoruz ama çok organize değiliz. Buna rağmen alınan bir keyif var, Tudor bu noktada takımı doğru oynatıyor. Bazı istatistikler var, Belhanda girdiği 12 ikili mücadelenin 7'sini kazanmış, savunma katkısı da malum. Bu adam takımın 10 numarası ve mevcut düzende 10 numaranız dahi hareketli olmak, oyunun iki tarafında katkı vermek zorunda.

Bu değişimi görmek güzel, taşlar yerine oturmaya devam ediyor. Israrla pas yapmanın, amansız şekilde topa sahip olmanın devri bitiyor. Temponuz ve mücadeleniz kadar varsınız, mesele sonuca en hızlı şekilde ulaşmak. Tudor bu oyunu Karabükspor'a da oynatmayı deniyordu ve mevcut kadrosundan en iyi verimi almayı başardı. Onun attığı bu temelle Karabükspor hemen hemen aynı düzeyde devam ediyor. Galatasaray'da ise malzeme çok daha kaliteli, hoca da şu aşamada hakkını vermiş durumda..

17 Eylül 2017 Pazar

Latovlevici'yle baskıyı hissettirdik, bek etkisini dengelemeyi başardık


Latovlevici'nin Ağustos ayında yüzünden yaşadığı bir sakatlık vardı. İzleyenler hatırlar, yüzü dağıldı resmen. Burnu, damağı ve çenesinde kırıklar oluşmuştu, 1 ay da olmayacağı söylendi. Ağustos ayını boş geçti yani, idmanlara başlayacağı dönemde ise Galatasaray'a transferi gerçekleşti. Alışılmıştan farklı olan maskesi bu yüzden, yüzünün birçok bölgesinde büyük kırıklar var. 

1 haftadır takımla çalışıyor, 1 aylık yokluğun ardından. Enteresan bir maskeyle oynuyor üstelik, hiç hazır değil. Galatasaray da artık bir düzen takımı, oynamaya çalıştığı sistemi var. Çok efor gerektiren bir oyun, hazır olmadan bu düzenin içine dahil olmak zor. Feghouli çok uzun süredir takımla çalışıyor ama 11'e dahil olamadı, hazır değil çünkü.

Asamoah'ı transfer etmek istedik, şu aşamada olmadı. O an itibariyle de Latovlevici'nin transfer edilmiş olması son derece mantıklı bir hareketti. Geldiği gün de yazdım, Eylül ayına girdiniz ve Asamoah'ı mutlaka transfer edeceğinizi söylüyorsunuz. O gelene kadar günü kurtarmak gereklilikti, haliyle elinizin altındaki, ne vereceğini bildiğiniz Latovlevici'nin bu maliyetlere transferi çok doğru bir hareketti.

Sol bek transfer edilmesin, Linnes / Denayer orayı götürür, yeri gelir Mariano da solda oynar gibi görüşler vardı, hiç katılmadığım. O görüşlerin boşa çıktığını gördük işte, Linnes sakatlandı ve bu yoklukta kimi oynatmayı planlıyordunuz. Ayrıca Latovlevici de bana göre Linnes'in önünde bir sol bek, en azından o pozisyonun futbolcusu. 

1 haftalık idmana ve hiç hazır olmamasına rağmen o kadar iyi bir maç çıkardı ki. Mariano'yu haftalardır konuşuyoruz mesela, sağ kanatta iyi bir etkimiz vardı. Linnes'in mücadelesi iyiydi ama solda o etkiyi yaşayamadık, sol / sağ dengesi yoktu. Latovlevici'yle birlikte o denge sağlandı, soldan da gelir olduk ve Mariano'yu rahatlattı bu, Mariano da mevcudun daha üzerine koydu.

Latovlevici için yazmıştım, büyük takım sol bekidir. Benim mantığım şu, büyük takım bekleri geriden oyunu iyi kurabilmeli, kilit açabilmeli ve hücum etkileri yüksek olmalı. Gökhan Gönül / Caner Erkin gibi düşünün, Fenerbahçe'nin yıllarca en büyük kozlarından biri buydu. Galatasaray ise Linnes / Carole, Sabri Sarıoğlu ya da bu tarz beklerle yürümeye çalıştı. Oysa Eboue / Riera dönemi yaşatılan etkiyi hatırlayın.

Burada kaliteyi kıyaslamıyorum, tarzı belirtmek istiyorum. Latovlevici sol ayağını iyi kullanan bir bek, geriden oyunu iyi kurar, kilit açar (ortaları ve şutları ile), hücuma çok destek verir. Savunma noktasında sıkıntıları vardır, aşırı da hızlı bir oyuncu değildir ama sol tarafı iyi kullanır. Kasımpaşa maçında ortaları isabetsiz görünebilir ama bu bile yetti, baskıyı hissettirdik, bek etkisini dengelemeyi başardık.

Hazır olmamasına rağmen bu uyumu gösterdi, asıl konuşulması gereken şey. Sırıtmadı, bu düzenin oyuncusu olacağını tek maçtan gösterdi. Özellikle iç sahada Latovlevici'nin etkisinden söz etmeye başlayacağız. Asistleri de gelecek, elbette o ortalar isabet sağlayacak. Şu dönemi atlatmak anlamında olabilecek en iyi transferdi kendisi, bu konuda yanılmamak güzel..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger