24 Mayıs 2017 Çarşamba

Per Mertesacker & Galatasaray, yeni sezonda hangi düzende oynayacağız?


Stoper ve forveti konuşuyoruz sadece, bu günlerde bahsi geçen isimler hep bu pozisyonlarda. Forvet noktasında konuşulan isimler sabit ama stoper konusunun ucu açık. Birçok alternatif var, haliyle her gün yeni bir ismi konuşma gereği duyuyoruz. Mertesacker'in ismi de Galatasaray'la geçti mesela, lider stoper arayışlarında fazlasıyla iddialı bir hamle olurdu.

Galatasaray'ın genel savunma sıkıntısıyla alakalı yorum yapmak lazım. Yeni sezonda hangi düzende oynayacağımızı bilmiyorum, nasıl bir kurgu olacak? Galatasaray'ın savunma sıkıntısı sadece stoper konusuyla alakalı değil. Stoper yazıyoruz mesela, o havadan iyi değil diyerek eleştiri gelebiliyor. Oysa stopere 1.90'lık adamı diktiğimizde havadan gol yeme sorunu bir anda çözülmüyor. 

Ceza sahamıza çok fazla top orta geliyor, beklerimiz savunma noktasında zayıf ve kısa, orta sahanın defansif aksiyonu zayıf ve takım boyu genel anlamda kısa. Duran top olduğunda kim nerede duracağını bilmiyor, en basit örnek. Melo sadece bu iş üzerinden bile değerlendirilir, böyle bir futbolcumuz kalmadı.

Aradığımız stoperin birçok kriteri var, ciddi yatırım gerekecek. Lider, mümkünse sol ayaklı, havadan iyi, geriden oyunu iyi kuracak, agresif bir stoper arayışı var ama tüm bu vasıfları bünyesinde barındıran stoperi de Galatasaray'a yar etmiyorlar. Vitor Hugo'yu Fiorentina aldı mesela, Galatasaray'a çok istemiştim, çünkü bu vasıfların çoğunu bünyesinde barındırıyordu.

Mertesacker'e dönecek olursak, tecrübesini ve kalitesini kimse sorgulamaz. Liderliğini de tartışmak imkansız, çok büyük kalite katardı. 1.98'lik kule, değerli bir stoper ama Galatasaray'ın verdiği açık alanlar büyük sorun. Takım savunması mesele işte, Galatasaray'ın orta sahası da bekleri de değişmek zorunda. Mertesacker'den katkı almak ancak böyle mümkün olabilir, bugün verdiğimiz açık alanları yine vermeye devam edersek Mertesacker'in ağırlığı çok büyük sorun olur.

3'lü stoperin ortasında mükemmel bir iş olabilirdi, hem liderliği hem fizik avantajıyla. Yanında topla çıkacak, hızlı ve atletik iki stoperle vereceği katkı büyük olurdu. 2'li oynayacaksak yapı değişmeli, bu kadar fazla açık alan vermemek zorundayız. Şu an daha atletik ve hareketli stoperler iş yapar gibi görünüyor, Mertesacker'in ağırlığı sorun yaratır.

Uzun zamandır Arsenal formasını giyiyor, bu bile büyük bir olay. Bu sezon yaşadığı büyük bir sakatlık da var tabii, sezonun yarısını sakat geçirdi, sonrasında şans bulamadı. 32 yaşına geldi, Premier Lig'in yüksek temposunda da tutunması zor. Türkiye'de iş görebilir, tecrübesi ve kalitesine söyleyebilecek sözüm yok ama Galatasaray'ın bu oyun tarzında Mertesacker zor. Subotic de ağır bir isim mesela ama o Mertesacker'e göre daha çok uyabilir.

23 Mayıs 2017 Salı

Umarım iyi işler başarır, günün birinde Kewell ismini tekrar Galatasaray'la anarız


Harry Kewell'ı hala takip etmekteyim, nasıl bir teknik direktör olacağını merak ediyorum. Hagi gibi Avustralya'da bir futbol akademisi var aslında ama teknik direktör olmak için uğraşmakta. İngiltere'de bu yolculuğa başladı, hala devam etmekte. Watford'un altyapısındaydı, devamında Watford U23 takımının başına geçmişti ama kötü gidişat sonrasında yollar ayrıldı. Crawley Town FC ise ilk teknik direktörlük deneyimi olacak aslında, Watford günleri altyapı kaynaklıydı. Crawley Town'un sahibi ise Kayseri Erciyesspor'un eski başkanı Ziya Eren. Başarılı olmasını isterim, günün birinde onu yeniden Galatasaray'da görmek gibi bir hayalim var. Kewell sevgimi takip edenler bilir, Galatasaray formasını yaşayan futbolcuların başında gelir. Watford altyapısında pek parlak bir görüntü veremedi ama gerçek anlamda bir teknik direktörlük değildi o, asıl sınavı şimdi başlıyor. Umarım iyi işler başarır, günün birinde Kewell ismini tekrar Galatasaray'la anarız. Mustafa Denizli göreve geldiğinde vardı aslında böyle bir düşünce, onun yardımcısı olacak gibi haberler konuşuluyordu ama Mustafa Denizli yola tek başına devam etmeyi karar verdi. Konuyla alakasız olacak ama böyle bir teknik adamın kendi ekibinin olmaması da ayrı bir hayal kırıklığıydı..

Bedelsiz ihtimal #16; Keisuke Honda


Honda'nın büyük düşüşü adlı bir şeyler yazmak lazım. Herhangi bir sakatlık sorunu da yaşamamasına rağmen neredeyse boş geçtiği bir sezon oldu. Ligde 7 maçı var, toplamda 131 dakika. Oysa bir önceki sezon 30 maça çıkmayı başarmıştı ama eski efektinden uzak. Sosa hamleleri de biraz bundan değil miydi? Honda böylelikle taca çıkmış oldu ve sezon sonu sözleşmesinin bitiyor olması itibariyle de Milan'dan ayrılacağını açıkladı.

Milan'ın düşüşü aslında bu, Honda da bu düşüş içinde savrulup gidenlerden. Milan yeniden benliğini arıyor ve Çinli bir grup onları satın almıştı. Transferde büyük oynayacakları anlamını taşıyor bu, haliyle de Honda gibi futbolculara pek yer kalmıyor. Ama bu sezon neredeyse hiç şans bulamamış olması enteresan ve buna rağmen takımdan ayrılmaması, sezon sonunu beklemesi. Sosa da tartışılıyor gerçi, sezon sonunda onun ayrılığı da bekleniyor. Büyük bir değişim olacağı kesin, Honda ise Avrupa'da kalmak isteyenlerden.

Türkiye'de oynamış tek Japon futbolcu Inamoto ama Honda ile bir tutulamaz elbette. Honda farklı bir kalite, belki de Japonya tarihinin en önemli futbolcularından biri. Kalitesinden kuşkum da yok ama bu sezon neredeyse hiç şans bulmaması önemli bir handikap. CSKA Moskova günlerinde efekti çok daha büyüktü, direkt 8 numaraya yazılırdı mesela. 10 numara özelliği de yüksekti ama yıllar içinde kanatlara evrildi daha çok, sağ kanat gibi oynamaya başladı.

Oyun tarzı biraz Atletico Madrid günlerindeki Arda Turan'a benzer. Gol / asist özelliği noktasında belki çok ön plana çıkmaz ama oyun içi katkısı, ön alandaki mücadelesi yüksektir. Tabii teknik özelliği ile de ön plana çıkar, iyi bir sol ayağı vardır ki duran top ya da uzaktan şutlarıyla attığı birçok gol var. 30 yaşında, yeniden ayaklanması için de bir fırsatı olacak ama büyük bir transfer yapabilecek mi göreceğiz.

Honda'da şöyle bir hava oluştu aslında. X Anadolu kulübüne gelip önemli bir katkı verdikten sonra büyük takımların "neden biz düşünmedik" diyeceği bir futbolcu sanki. Öyle bir etki yaratacakmış gibi geliyor bana, dediğim gibi herhangi bir sakatlık durumu yok. Tek sıkıntı bu sezon bulamadığı şans, soru işareti ve ön yargıyı beraberinde getiren durum. Türkiye'den bir takım için büyük fark yaratabileceğini de düşünüyorum. 

Galatasaray'a gelirsek, Josue'nin yerine alınacak isim değil. Ama Sneijder'in boşluğunu dolduracak isim de değil, tam ortasında. 10 numara, kanatlar, hatta 8 numara için bile alternatif ama maliyetini düşünmek lazım. Yıllık ücret, sözleşme süresi gibi. Sneijder ayrılsa ve farklı bir oyun tarzına bürünmüş olsak Honda'ya hayır demezdim, sözleşmesinin bitiyor olması bu konuda avantajdı. Ama şu tabloda Honda olmaz, lüks kalır.

Okan Buruk bu takıma herhangi bir transfer yapmadı, altını çizelim


Tolunay Kafkas'ın teknik direktörlüğünü sevmiyorum ve Akhisar'ın başına geçtiğinde de yazmıştım. Akhisar Belediyespor özel bir camiaydı, başlı başına güzel bir hikaye bu takım. Planın, programın ve doğru yönetimin temsiliydiler, ta ki Tolunay Kafkas'ı takımın başına getirene kadar. Onları özel kılan unsurlardan biri de teknik direktör seçimleriydi, Tolunay Kafkas'ın ise bu unsuru bozacağı öyle belliydi ki.

Cihat Arslan neden ayrıldı bilmiyorum, bu takımı özel kılan teknik adamlardan biri oydu. Tolunay Kafkas ise ligde kalmak istiyorum mesajıdır, oysa böyle yönetilen bir takımın bulunması gereken yer şu an bulunduğu konum, yani Okan Buruk sonrası. Akhisar Belediyespor'un herkesin gözünde bir sempatisi vardı, Tolunay Kafkas sonrası bunun zedeleneceğini söylüyordum ki öyle de oldu. 0-0'ı yaşam biçimi seçmiş, gol yememek için yaşayan, kötü vizyonların teknik direktörüdür Tolunay Kafkas. Takımın başına gelmesi yanlıştı, ona sabretmek diğer yanlış. Neyse ki bu yanlıştan öyle bir zamanda dönüldü ki gerçek anlamda kırılma anı olmuş.

Bunu kimse tahmin etmiyordu ama, sihirli dokunuş değil bu, başka bir tanım bulalım. Tolunay Kafkas'lı Akhisar'ın 23 maçta 15 golü varken, Okan Buruk'lu Akhisar'ın 7 maçta 23 golü var. Okan Buruk öncesinde 27 puanla 15. sıradaydılar, Okan Buruk'la sahaya çıktıkları 7 maçta 6 galibiyet alarak 7. sıraya yerleştiler. Okan Buruk bu takıma herhangi bir transfer yapmadı, altını çizelim. Mevcut kadrodan en iyisini alıyor, bu da Tolunay Kafkas'ın ne kadar kötü bir teknik direktör olduğunu gösterir. Bunu sadece Olcan Adın'a bakarak bile söyleyebiliriz.

Olcan Adın çılgın atıyor, şu yükselişin bir anlamda simge ismi. Son 4 maçında 4 gol 7 asisti var mesela. Galatasaray dönemini yazmıştım Olcan Adın'ın, o döneme girmeye hiç gerek yok. Bugünü konuşmak gerekirse geri dönen bir Olcan Adın var, yani bu ligin iddialı isimlerinden biri. Trabzonspor günleri öyleydi, ligin yıldızlarından birine dönüşmek üzereydi ki Galatasaray'a geldi ama oyun tarzı itibariyle uymadı, Akhisar Belediyespor'da ise yıldız. Ama bu verimi alabilmek olay, o da Okan Buruk'un imzası.

Okan Buruk potansiyeli olan bir teknik adam, özellikle hücum anlamında yaptıklarıyla. Tabii böyle teknik adamları değerlendirmek için yeni sezonu görmek gerekiyor, daha sağlıklı bir yorum yapmak anlamında. Okan Buruk'un geçmiş yıllarda da böyle çıkışları vardı ama inişleri de oldu. Yaz dönemi yaptığı transfer hamlelerine bakmak lazım, nasıl bir takım kuracak. Ama bu yaptığı büyük iş ve iyi yönetilen, doğru transfer yapabilen bir kulüpte. Eşit atladığı takım da olabilir Akhisar Belediyespor, Hamza Hamzaoğlu'nun yolu gibi.

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Rafael Tolói & Galatasaray, Chedjou'nun konsantrasyonu daha yüksek olanı


Alternatif noktasında içimize bakalım dedim, Ozan Kabak'ın elimizdeki birçok stoperden daha iyi durumda olduğunu, en kötü ihtimaller onlar kadar oynayacağını yazdım. Alternatif noktasına düşen isimlere büyük paralar harcadık, oysa o isimleri kendi içimizden bile halledebilirdik. Serdar Aziz'e ödenen bonservis burada en büyük gündem, öyle bir parayı x stopere verdiğinizde çok daha iyisini beklersiniz. Serdar Aziz'in futbolculuğuna lafım yok ama garanti bir adım değildi, sakatlık geçmişi itibariyle.

Vitor Hugo'yu çok konuştuk, büyük bir maliyetti ama o paranın altını dolduracak bir futbolcuydu. Transfer edilmesini isterdim, uzun yıllar stoper sorununu çözecek futbolcuydu. Fiorentina yolunu tuttu ve önümüzdeki sezonda Vitor Hugo ismini sık sık anmaya devam edeceğiz. Galatasaray'ın gündemine giren bir isim daha var, konuşulmaya başladığı için yazma gereği duyduğum. Rafael Toloi'nin de Galatasaray gündeminde olduğu söyleniyor. İtalyan kaynaklı birçok stoper ismi geçiyor, Ranocchia ve Astori gibi ama Toloi ilk ihtimali, en azından gelen haberler bu yönde.

Toloi'ye gelirsek, onun transfer olma ihtimali sözleşmesinin bitmesine 1 sezon kalmasıyla alakalı. Yine maliyetli bir iş gerçi, Toloi'yi almak için 5-6 milyon avro'yu gözden çıkarmak gerekecek ama sözleşmesi daha uzun süreli olsa bu rakam artacaktı. 26 yaşında, Atalanta forması giymekte. Brezilyalı ama İtalyan pasaportu da var. Stoper ihtimalini konuşurken genelde +30'luk isimler üzerindeyiz ya da konuştuğumuz diğer isimler Mangala ve Abdennour gibi zor ihtimaller. Toloi ise transfer ihtimali itibariyle Vitor Hugo'ya benzer, gerçekleşebilecek bir hamle.

Toloi'yi anlatmak gerekirse, bünyesinde her özelliği barındıran ama pas ve teknik özelliği dışında kalan özellikleri çok üst seviyede değil. Geriden iyi oyun kurar, pas özelliği, oyun görüşü iyidir ve topla çıkışları da var. Şöyle anlatayım, Chedjou'nun konsantrasyonu daha yüksek olanı. Kanatlara atacağı uzun toplar önemli, oyun kurma özelliği yüksek. Hırslı ve dengeli bir isim, hava topları da idare eder ama çok yüksek seviyede değil. Muslera vari bir karakter, işini yapar, sessizdir, çok ön plana çıkmaz. Khacheridi'nin sözleşmesi bitiyordu mesela, Toloi'yle müthiş uyumlu olabilirlerdi. Khacheridi'nin fizik özelliği kıymetli, Toloi'nin de geriden oyun kurması.

Galatasaray'la bahsi geçen birçok stopere göre benim tercihim Toloi olurdu. Beğendiğim bir futbolcu, uzun yıllar fayda sağlamak mümkün. Mathieu gibi sakatlık unsuru olan, güvenemeyeceğin isimlere oranla böyle futbolcular için yatırım yapmak daha sağlıklı. Bonservisi konuşuyor herkes ama Mathieu gibi isimlerin yıllık ücretleri daha yüksek oluyor ve bunu yıllara yaydığımızda ise ortaya çok daha büyük bir zarar ortaya çıkabiliyor. Garanti isimlere oynamak gerekiyor..

Stoper arıyoruz ama önce içimize baksak, Ozan Kabak var mesela


Stoper arıyoruz, hem de harıl harıl. Gerekli de, Galatasaray'ın savunması kumdan hale misali, Semih Kaya / Ahmet Çalık ikilisiyle ayakta kalmaya çalışıyoruz. Bir hata var ama, o lider stoperi mutlaka bulmalıyız ama sürekli bir yerli stoper sirkülasyonu var, özellikle bu sezon. Serdar Aziz ve Ahmet Çalık'ın bonservis hikayesine girmiyorum ya da futbolculuklarını tartışmıyorum. 

Görüşüm şu, transfer yapmadan önce kendi içinize bakarsınız, elimde ne var diye. Özellikle de altyapılar için yazıyorum, kimse dönüp bakmıyor. Neyse ki 2000 jenerasyonu konuşulur oldu da insanların ilgisi ve alakası oraya doğru yöneldi, hatta buna kendimi de dahil edeyim. 

Konuya dönersek, elimizde yeterliliğini tartıştığımız birçok stoper var. Semih Kaya'yı durmadan eleştiriyoruz, Ahmet Çalık bence iyi stoper ve önü açık ama çok da büyük bir stoper olmayacak. Serdar Aziz sakat, Hakan Balta'nın temposu düştü, Chedjou gidiyor ve Koray Günter diye bir adam da vardı, unuttuğumuz. 

Yeni transfer yapacağız elbette, lider stoper ihtiyacı çok büyük ama içimize baktığımızda bir de Ozan Kabak var mesela. U17 Avrupa Şampiyonası'nda performansıyla öne çıktı, yaşına göre fiziği çok iyi ve sol ayaklı bir stoper. UEFA tarafından da U17 Avrupa Futbol Şampiyonası'nın ardından takip edilesi 10 futbolcu arasında gösterildi. 

Bugün Ozan Kabak x Avrupa kulübünde forma giyiyor olsaydı şans buluyor olurdu zaten. Yaşa bakmazlardı, yetenek için cesaret ediyorlar ve bu futbolcular yürüyor. Şu an mevcut çoğu stoperimizden de iyi durumda olduğunu düşünüyorum hatta, en az onlar kadar oynar, hata yaptığında da "genç oyuncu, gelişiyor, öğreniyor" deriz. 26 yaşındaki adam hata yaptığında bunun adı gelişim olmuyor. 

Gerçi niye x Avrupa kulübü dedim ki, bugün Cengiz Ünder'i Başakşehir değil de Galatasaray, Fenerbahçe gibi takımlar transfer etseydi böyle bir şans bulabilir miydi? Altınordu'yu saymıyorum bile, bu ülke standartlarında onlar ütopya seviyesinde. 

Fatih Terim'i sırf bu yüzden bile isterim, inandığı genç futbolcuya şans verip, onun üzerinde ısrar etmesiyle. 2000 jenerasyonu noktasında özel yeteneklerimiz var, umarım bu çocuklar Galatasaray rotasyonu içinde kendilerine yer bulurlar ve o şans onlara gelir..

Tudor'u eleştirdiğim nokta, Josue'nin ısrarla ilk kenara alınan isim olması


Josue'yle alakalı yaz döneminde çok yazdım, istediğim bir transferdi ve gerçekleşmesinden ötürü mutlu oldum. Beklentimi karşıladı mı sorusuna gelirsek, kısmen diyeyim. Riekerink dönemi için hayır, Tudor dönemi için ise evet. Tudor'u eleştirdiğim noktalardan biridir, Josue iyi giderken ısrarla ilk kenara aldığı ismin o olması. 

Sezon öncesi beklentime gelirsek, Sneijder'e alternatif olmasıydı. Yapılan transferlere oranla maliyetsiz bir iş olacaktı ki öyle de oldu. Sneijder son yıllarda sık sakatlık dönemleri yaşıyordu ve performansı dalgalanabiliyordu. Josue doğru bir alternatifti, sorunlu diye anılır ama sorunsuz bir isimdi ki Galatasaray'da herhangi bir sorun çıkarmadı. 

Böyle alternatiflere her zaman ihtiyaç var, yeni sezonda düşünülmesi gereken noktalardan biri. Beşiktaş deplasmanı kırılma anıdır, son dakikada 3-2'ye getirse maçı belki farklı şekillenecek bir Galatasaray kariyeri de olabilirdi. Düşüşü o maç sonrasıdır, taraftarın Josue özelinde tepkisinin başladığı an. Taraftar algısı maalesef böyle, herhangi bir futbolcuya takıldığı an o algının düzelmesi imkansız. 

Bugün Josue eleştiriliyor, sevilmiyor. Nedeni de şartlanılmış olması, bu saatten sonra Josue müthiş işler yapsa bile göze girmesi zor. Ama takımda kalmalı, ben olsam Josue'den vazgeçmezdim. Bugün haberler vardı, Porto 2 milyon avro istediği için transferinden vazgeçildi diye. 1 - 1.5 milyon avro aralığında bu iş biterdi, ısrar edilmesi durumunda. Josue 26 yaşında, sorunsuz yedek işte. 

10 numara da oynatıyorsunuz, orta sahanın ortasında da. Oyunu da Tudor sonrası dönüşüm kazandı, özellikle defansif noktada. Zorlu maçlarda 6 numara oynaması sırıtabilir ama küçük maçları alıyordun işte, yetenekli adam. Yarın kanatta da kullanabilirsin, 

Braga 4-4-2'nin sağ kanadında kullanıyordu, zamanında bizim Engin Baytar'ı kullandığımız gibi. Josue gittiğinde oraya yine transfer gerekecek ve alternatif noktasında Josue'den iyisinin geleceğini sanmıyorum. Tudor'un da Josue'yle devam etmek isteyeceğini düşünüyorum, umarım takımda tutulur..

21 Mayıs 2017 Pazar

Eleştiriyorum ama son haftaların da hakkını vermeliyim


İstatistikleri OptaCan 'dan aldığımı belirterek başlayayım. Sneijder'i deli gibi eleştiriyorum, transfer döneminde yolların ayrılması gerektiğinin de altını tekrar çiziyorum. Kararım değişmedi, Gol / asist anlamında Süper Lig'deki en iyi sezonunu yaşamasına rağmen etkinliğinin 2013 - 2014 veya 2014 - 2015 sezonlarının gerisinde olduğunu söylemem lazım. O sezonlarda büyük maçları kazandıran, gelen kupaların veya başarıların altında imzası olan bir Sneijder izliyorduk. Bu sezon ise gol veya asistleri belli maçlar etrafında kümelenmiş bir Sneijder var.

Yine de hakkını vermem lazım, son maçlarda kendine gelmiş, daha coşkulu oynayan bir Sneijder izliyoruz. Kasımpaşa karşısında belki kaybettik ama isyan eden isimlerden biriydi, Gaziantepspor maçında attığı frikikle 3 puanı kazandırdı, Osmanlıspor karşısında ise müthiş bir futbol oynadı. Sneijder'in son sezonlarda fizik anlamında yetersizliğinden bahsediyoruz, kilolarından, buna bağlı seri hareket edememesinden. Sneijder'in topla çabukluğu, seri karar vermesi her şeyi, bunu kaybedince geriye bir şey kalmıyordu. 2 senedir yaşadığı sorun bundan kaynaklı.

Tudor'un Sneijder'i kenara aldığı dönem bir yorum yapmıştım, "Sneijder Tudor'a biat ederse Galatasaray'ı ihya eder" diye. Biattan kasıt şu, daha iyi çalışması ve Tudor'un istediği tempoya erişmesi. Galatasaray'ın Sneijder'den daha iyi bir 10 numara alamayacağını ben de biliyorum ama Tudor'un Sneijder'i kenara alması da doğru karardı. Josue ön plana çıkmıştı mesela, çünkü seriydi, daha hızlı hareket ediyordu ve temposu vardı. Sneijder ise son 3 maça kadar bu tempoya cevap veremedi, kenara alındığında da memnuniyetsizlik dile getirildi. 

Benim fikrim değişmedi, yolların ayrılması gerektiğini düşünüyorum ama kalacaksa bile kendisine daha iyi bakmalı, çok çalışmalı. Öyle bir futbolcu ki şu halinde bile onun atabileceği pasları atacak çok fazla futbolcu yok. Ceza sahası içine öyle ani toplar bırakıyor ki bunu daha algılayabilecek bir hücum hattımız olsa belki bu asist rakamını çok daha yukarı taşıyacaktı. Oyun aklını okuyabiliyoruz ama oyun içinde ne yaptığı mesele. Son 3 maçtır mücadelesini, çabasını görüyorum, bu devam etmeli.

Sneijder, Süper Lig'de sahaya çıktığı son 10 maçta 13 gole katkıda bulunmuş mesela, 4 gol 9 asist. Ayrıca Galatasaray'ın son 7 golünün 5'inde yine Sneijder katkısı var, 3 gol 2 asist. Şu da genel bir detay, Galatasaray'ın attığı son 7 golün 5'i ceza sahası dışından gelmiş. Bu da hücum organizasyonu noktasında sorun aslında, ceza sahası içinde hiç etkin değiliz, özellikle Podolski'nin oynadığı maçlarda. Bireysel silahlar ön plana çıkıyor, son haftalarda Sneijder'in çıktığı gibi..

Jérémy Mathieu & Galatasaray, her gün yeni bir stoper gündemi


Her gün yeni bir isim, stoper gündemini takip edemiyorum bile. Belli bir liste olduğuna inanıyorum ama kaynağı bilmiyorum. Scout ekibi mi isimleri öneriyor yoksa menajer kaynaklı mı hareket ediliyor. Mathieu isminin scout ekibinden geldiğini zannetmem, Jackson Martinez gibi bir menajer önerisidir. Kulübü menajerlerin parsellemesine karşıyım ama bazı inandığınız menajerlerden isim alabilirsiniz, buna bir şey diyemem. Beşiktaş'ın Adriano transferi gibi, Ahmet Bulut kaynaklı bir işti mesela ki performans / maliyet ekseninde çok iyi iş. Mathieu'da durum başka ama, o kadar pozitif olamıyorum.

Lider stoper diye bahsettiğimiz isim ve forvet transferinde yaşa bakmayacağımı söylemiştim. Ujfalusi güzel örnek oldu, sürekli onun altını çiziyoruz. 33-34 yaşında geldiği Galatasaray'da gösterdiği etki çok büyük oldu. Böyle futbolcuların tecrübesi ve kalitesi kıymetli, öyle ki Ujfalusi'nin Semih Kaya özelindeki etkisini bugünlerde daha çok konuşuyoruz. 

Her dönem böyle isimleri konuşuyoruz zaten. Popescu'nun ardından uzun yıllar yeni Popescu'yu aradık, Ujfalusi'ye kadar. Ujfalusi'nin ardından da yeni Ujfalusi arayışlarındayız. Bugün Semih Kaya / Ahmet Çalık ikilisiyle oynuyoruz, ikisi de lider stoperin tamamlayıcısı olabilecek futbolcular ama bir arada oynamak durumundalar. Hakan Balta şu sıralar Galatasaray'ın Mathieu'su durumunda, profil anlamında oynaması gereken isim ama biten bir temposu var. Chedjou konusunu açmıyorum bile, işin özü stoper konusunda yine bir sıfırlanma dönemi bizi bekler. Büyük paralar harcadık ama hala elimizde bir şey yok.

Mathieu'ya dönersek, profil anlamında söyleyebileceğim tek bir kötü şey yok. Lider stoper arıyoruz, geriden oyunu iyi kuralım diyoruz, mümkünse sol stoper düşünüyoruz ve havadan çok gol yiyoruz. Mathieu tüm bu ihtiyaçlara cevap, büyük bir kalite katacağını söylerdim, sakatlık konusu olmasaydı. Bu sezonunun parlak geçtiğini söyleyemem, sakatlık sorunlarıyla uğraşıyor ve son sakatlığının ardından ise ne zaman döneceği bilinmiyor. Beşiktaşlı Adriano da bu yolla gelmişti aslında ama kumar oluyor bu hamleler. Galatasaray'ın ise garanti adımlara ihtiyacı var.

Mathieu 33 yaşında, önemli bir tecrübe. Bu saatten sonra sol bek oynatılacağını sanmıyorum, yaşı ve temposu itibariyle stoperde devam ediyor. Sakatlık durumuna güvenemiyorum, gerçi ilgilendiğimiz çoğu ismin sakatlık durumu var. Keşke sağlıklı kalabilse, katacağı kalite büyük olurdu. Savunmayı toparlardı, liderlik yapardı ama Tudor biraz da atlet futbolcular istiyor, Mathieu o isim olmuyor. Geçmişte Frank De Boer hamlemiz vardı, biraz da o hamleye benzer aslında bu transfer. Menajer önerisi olduğunu düşünüyorum ayrıca, izleyip görelim..

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Samsunspor için fazlasıyla özel bir sezon


Ve Samsunspor ligde kaldı. Özel bir sezon, imkansıza yakın bir şey başarıldı. Transfer yasağı ile başlayan bir sezon, hamle yapmayı geçtim, maddi sıkıntılar nedeniyle takımı korumakta dahi büyük zorluklar yaşanan. Galin Ivanov'u tutmaya çalışıyordu kulüp, tamamen mecburiyetten ki onu da tutamadılar. Birçok iyi isim ayrıldı, hem de bedelsiz şekilde. Sezon başladığında yaşanan zorlukların tarifi yok, neredeyse herkesin küme düşer diye baktığı bir takımdı Samsunspor.

Ligin ilk yarısı bittiğinde atılan gol sayısı sadece "6". Kazanmayı geçtim, gol atmakta dahi zorlanan, kısır bir takım. Osman Özköylü'nün göreve gelmesi ise kırılma noktası, belki Ocak ayına kadar işler yine iyi gitmedi ama takımı tanıdı, çözümü kafasında tasarladı, daha da önemlisi camiayı inandırdı. Ligde kalmaktı hedef, geldiği ilk gün söyledi, takımı da ligde tuttu. Bu çok büyük bir başarıdır ama sezon içinde her sendelemede taraftarın Osman Özköylü'yü hedef alması bence hataydı. Ligin ikinci yarısında kırılma anı çoktu, her kırılma anından da kırılmadan ayrıldı Samsunspor. 

Ocak ayında neredeyse sıfırlandı takım, 13 tane transfer var. Doğru bir plandı o, yatırım iyi kullanıldı ve hedef tutturuldu. Transferleri kim yaptı bilmiyorum, teknik direktör kaynaklı mı, bir transfer ekibi mi oluşturuldu ya da direkt yönetim mi gerçekleştirdi. Kone ya da Adilovic gibi Samsunspor'un tanıdığı transferler de vardı (Adilovic'den sıfır katkı alınmış olsa da), Muyters, Kevin Brands ya da Lumu gibi lige yabancı oyuncular da. Bu lig için kural basit, atanın ve tutanın iyi olacak. Kone ve Muyters hamleleri fazlasıyla kritikti. Tecrübeli kaleci seçmek ve gol noktasında ne yapabileceğini az çok tahmin ettiğin forveti almak.

Samsunspor'a yakışan ligde kalma mücadelesi değil, elbette Süper Lig'e geri dönmek. Şehir / taraftar potansiyeli bunu fazlasıyla hak ediyor ve Ocak ayında gördük ki doğru akıl var. Bundan sonrasını iyi kurgulamak lazım, şu an elde iyi bir takım var ve birkaç iyi takviye gerekiyor. Osman Özköylü ile devam edilecek mi bilmiyorum ama bu ligin kazanan hocalarından biri olduğu kesin. Ben istikrardan yanayım her zaman, umarım devam edilir. Doğru takviyelerin de gerçekleşmesi durumunda gelecek sezon Süper Lig'in en büyük adaylarından biri Samsunspor olur.

Galatasaray'dan Podolski geçti diyeceğiz


Podolski sezon sonunda nasıl olsa takımdan ayrılacak, neden Eren Derdiyok oynamıyor konusu çok tartışıldı. Podolski'nin forvet tarzı Tudor'a değil Riekerink'e uygun. Gezerek oynayacak, pas istasyonu olacak, ceza sahası dışından şut kovalayacak bir isim. Mücadele içinde yok ama, rakip ceza sahası içinde de var olamıyoruz. Tudor'a uymadı bu oyun ama en büyük hatası Riekerink'in düzenine dönmesiydi.

Osmanlıspor maçında planı beğendiğimi söylemiştim, dizilim yine 4-2-3-1'di ama felsefe başkaydı. Topu rakibe verdik, anlık baskılar ve kaptığımız toplarda hızlı çıkarak etki yarattık. Eren Derdiyok oynadı bu maçta ama yine çok bir şey değişmedi, en azından ön alanda mücadele noktasında biraz daha etkindik. Seleznyov'u vardı Tudor'un, pis işleri iyi yapan, ön alanda mücadele eden ve fırsatçı kimliği ile ön plana çıkan. O kalitenin üzerinde bir isim arıyoruz elbette ama Galatasaray'ın bu tarzda bir forvete de ihtiyacı olacak.

Podolski'ye dönersek, iş ahlakından asla şüphem yok. X futbolcu şöyle düşünebilir, "sezon sonunda nasıl olsa gidiyorum, çok fazla kendimi kasmasam da olur" gibisinden. Podolski'de bu yok, yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışmaya devam ediyor. Özellik itibariyle mücadele noktasında iyi değil ya da eskiden topla dripling yaptığında ayakta kalabiliyordu, gücüyle etkiliydi ama bu da pek kalmadı. Sık sakatlıkların da etkisi olabilir, bilemem. Satışı doğaldır, bence doğru hareketti ama sezon sonuna kadar katkı alma düşüncesi doğruymuş. Transferi açıklandığında gidebilir demiştim onunla ilgili ama elinden geleni yapmaya devam ediyor.

İsyanını da görebiliyoruz, hala gol kovalayan, Galatasaray'ı yaşayan bir futbolcu. Keşke onunla büyük başarılara imza atabilseydik. Yine de Kewell misali yıllar sonra bile hatırlanacak bir isim olduğunu düşünüyorum ki Galatasaray günleri de Podolski açısından gayet başarılı geçti. 

İsyanını da pas alamadığında görebiliyoruz mesela, gerçekten de pas alamamaya başladı. Kanatlar çok fazla Podolski'yi görmez oldu, özellikle de Bruma. Gerçi Bruma bu oyununu sürekli oynuyor ama Podolski'yi ısrarla görmeyebiliyor. Dün Garry Rodrigues de aynısını yaptı, Podolski'nin de isyanı bunaydı. Gaziantepspor maçını hatırlarsınız, herkes oyundan çıktığı için kızdı dedi ama tepkisi Bruma'ya oldu. İyi bir şey bu, iş ahlakını bizlere gösteriyor, kulübü nasıl sahiplendiğini. 

19 Mayıs 2017 Cuma

Galatasaray 2-0 Osmanlıspor, Tudor'dan maç planını beğendim


Osmanlıspor'un topla oynama oranı yüzde 60 civarıydı. Bu sezon ilk defa bir takım Galatasaray'a karşı böyle bir oran yakalamış olabilir. Ama ben bunun Tudor'un tercihi olduğunu düşünüyorum, maç planı buydu bana göre ki Tudor'un Karabükspor'da imzası buydu. Topu rakibe ver, baskı kur ve kaptığın toplarla hızlı çıkarak sonuca git. Tam anlamıyla başaramadık bunu ama sonuca rahat gitmeyi başardık.

Topa sahip olma ve yüksek pas yüzdeleri hücumda organizasyonunuz olmadığı sürece bir anlam ifade etmiyor. Bu sezon hücum organizasyonu geliştiremedik ama ısrarla bu oyunu oynamaya devam ettik. Kendi oyunumuzu rakiplere empoze etmeye çalışıyoruz ama rakibin zaten isteği bu, onların oyun planı haline dönüşmüştü. Osmanlıspor karşısında ise bunu biz yaptık, bence iyi bir maç planıydı. Savunmamız zayıf, böyle bir maçta bile rakip baskı kurabiliyor, varlığını hissettirebiliyor. Bunu çözemedi Tudor, yaz dönemine kalan bir konu oldu.

Diğer sorun ise final paslarıydı, zayıf kaldık ve daha farklı olabilirdi bu maç aslında. Kanat etkimiz yüksekti, açık alanda aktık resmen. Bekler için de aynısı geçerli, baskılarını da beğendim, hücumu da iyi desteklediler ama son paslar zayıf kaldı. Gelişebilir bir plan bu, Tudor'un başarılı olduğu bir düzen. İlla topa sahip olmak, pas yapmak zorunda değilsiniz. Açık alanda oynayacağınız bu futbol da büyük keyif verir, kanatlarımızın tarzı da bu oyuna oldukça yatkın. Kapalı savunmalar karşısında bireysel silahlara kalıyoruz ama açık alanda bu isimler cezayı daha rahat kesebiliyor. 

Hamza Hamzaoğlu'nun klasik oyunu. Topa sahip olmayı, pas kalitesini yükseltmeyi seviyor. Aslında Osmanlıspor'un Hamzaoğlu öncesi oyunu hıza, açık alan kovalamaya daha yatkındı. Bu oyunu sıfırladı Hamzaoğlu ve geçen haftalarda iyi sonuçlar alamıyor. Bir hatası da önlem adı altında bazı oyuncu tercihleri. Bruma ve Linnes etkisine karşı Vrsajevic'i sağ açıkta kullandı. Hatırlarsınız, Galatasaray'da da Telles'i sol öne atardı önlem adı altında ve başarısız olurdu. Bruma ve Linnes'in rahat bir oyun oynadığını düşünüyorum, aldığı önlem işe yaramadı.

Sneijder ve Sinan Gümüş'ü çok eleştiriyorum, takip edenler biliyor. Sneijder'i fizik anlamında çok eleştirdim, hızlı hareket edememesinden kaynaklı. Oyun aklına asla lafım yok, en kötü anında bile ceza sahasına atacağı 2 topla tüm seyri değiştirebiliyor ama genele etkisi zayıftı. Sinan Gümüş ise aldığı şansları iyi değerlendiremedi sezon içinde, ilk 11'e 2 haftadır yerleşmesi ise menajerinin çıkışı veya onun üzerinde olan transfer ilgisiyle kaynaklı olabilir. 

Sinan Gümüş için yine müthiş bir maç çıkardı diyemem, topsuz oyunda yoktu mesela. Bruma açık alanda çok daha etkiliydi. Oyun soldan aktı diyemeyiz, Sabri Sarıoğlu aynı etkiyi sağ tarafta gösterdi. Ama Sinan Gümüş'ün attığı gol de imzası işte, sol çizgiden aldığı topla içe kat etti ve ceza sahasının hemen dışından sol ayağı ile müthiş bıraktı. Bunu hatırlaması güzel, en iyi yaptığı işi. O da ceza sahasının etrafında topla buluşup şut atması, müthiş kullandığı bir sol ayağı var.

Sneijder adına da bu geçerli. Fizik anlamında 3-4 haftadır biraz daha toparlandığını düşünüyorum, güçlendi. Şut gücü dahi zayıflamıştı, 3 haftadır ise şut özelliğini iyi kullanıyor ve son 3 haftada 3. golü. Prandelli'nin onu ön liberoda kullandığı bir dönem vardı, geriden oyunu daha hızlı ve iyi kurabilmek anlamında. Osmanlıspor karşısında forvetin arkasındaydı ama plan yine bu gibiydi, aldığı topları hızlı ve iyi kullanması. Bunu başardığını düşünüyorum, final anlarında etkisiz kalmamız Sneijder ile alakalı değil. Toparlanmaya başlaması güzel ama lig bitti maalesef.

Seleznyov'umuz yok ama, gezerek oynadığında pis işleri de yapacak. Bu oyunda bir pivota ihtiyaç yok, mücadele edecek, servis yapabilecek bir isim lazım, daha önemlisi pis işleri yapacak. Böyle bir forvetimiz olmadığı için Eren Derdiyok çıktığında Sinan Gümüş'ü forvette, Garry'i kanatta bekledim ama Podolski tercih edildi. Oysa oyun tamamen koş koşa dönmüştü ki daha farklı olabilirdik.

Bu oyuna rağmen eksikler var tabii, transfere ihtiyaç duyduğumuz yerler belli. Maç özelinde bakarsak kazanılması gereken bir maçtı işte, 3.'lük yolunda önemliydi. 3.'lüğü bir hedef gibi görmek istemezdim ama maalesef şartlar bunu emrediyor. İşin özü şu, rakibe bağlı oyun planı yapabilmek ve bunu oynamak güzel. Beşiktaş karşısında formasyon noktasında uygulamıştı bunu Tudor ve bence kaybetmemize rağmen iyi bir maçtı. Osmanlıspor karşısında ise oyun tarzı noktasında bunu uygulayarak istediğini rahatlıkla aldı.

Favre / Dortmund birlikteliği beni fazlasıyla heyecanlandırıyor


Lucien Favre. Galatasaray için ihtimali doğan ama gerçekleşmediği için en çok üzüldüğüm teknik direktör. Gladbach'la yaptıkları bir yana, bu sezon Nice'la başardığı çok daha önemli bir iş var. Monaco ve PSG gibi takımlarla girdiği şampiyonluk yarışı var, son ana kadar sürdürdüğü. Nice bir proje takımı, Claude Puel ile geldikleri bir seviye var ki futbol aklının altını çizmek lazım. 

Puel Southampton'un başına geçtiğinde Favre Nice'ın teklifini kabul ettiğinde herkes şaşırmıştı ama böyle teknik adamlar için proje daima paradan önce gelir. Planın, programın nedir ona bakarlar. Nice da o projeyi Favre'ye sundu ve bir sezon içinde geldikleri nokta ortada. Favre bana sorarsanız eşik atladı, şampiyon olabileceğini gösterdi ki ödülünü de Dortmund'un başına geçerek alacak. Dortmund da çok büyük bir proje, ellerinde geleceğe yönelik müthiş bir ekip var ve bu projeyi doğru yönlendirebilecek, ayrıca şampiyonluğu da zorlayabilecek bir teknik adamla anlaştılar. 

Tuchel'le o bağ koptu maalesef, bu sezon kontrolü iyice kaybetti. İlkay Gündoğan, Hummels ve Mkhitaryan büyük kayıplar, yerlerinin dolmadığını söylemek gerekir ama Tuchel bu mazeretlerin çok fazla arkasına sığındı. Geleceğe yönelik müthiş bir yapının kurulmasında faydası oldu, onunla birlikte gelişme kaydeden birçok isim var (Weigl bir örnek) ve 2 sezon sonunda Tuchel için hayal kırıklığı oldu diyemem ama Dortmund'un beklentisi eminim ki daha fazlaydı. 

Şampiyonluk yarışını geçtim, Bayern'i yakalamak kolay değil ama bugün ligi ilk 3'de bitirecekleri bile muamma. Kopan bir bağ var, en önemli sıkıntı da o. Tuchel kontrolü kaybetti, sürekli yaşadığı sorunlarla gündeme geliyor ve bu şekilde devam etmek imkansız. Dortmund iyi tercihler yapıyor ama, bu önemli. Tuchel de bence iyi bir tercihti, Favre de öyle olacak. 

Şimdiden gerçekleşen transferler var, yaz dönemi de Dortmund'un transferde agresif olacağını düşünüyorum. Aubameyang'ın durumu bilinmiyor, çılgın rakamlar konuşuluyor transfer için. Bu da Dortmund'un elini daha da güçlendirecek. Favre / Dortmund birlikteliği beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. 

18 Mayıs 2017 Perşembe

Aymen Abdennour & Galatasaray, İspanya harekatının nedeni de ortaya çıkıyor


Bu işin sonu ne olur bilmiyorum ama ilk etapta yazılan isimler fazlasıyla iddialı. Transfer tarzı nasıl olacak mesela, en büyük merakım bu. Abdennour veya Mangala gibi isimler fazlasıyla iddialı ve maliyeti olan futbolcular, bonservisle transfer etmemiz neredeyse imkansız. Kiralık ihtimali zorlanacaktır ama bu isimlerin daha iyi talipleri de olacaktır. Bir yerden ışık geldi de mi böyle bir işe girişildi bilmiyorum. Umarım gerçekleşir diyeyim ama zor olduğunu belirtmem lazım.

Mangala / Denayer için dün bir yazı yazmıştım, Tudor'un iyi yabancı stoper istediği üzerine. Zaaflar belli, savunmamızın bir lideri olmaması gibi ya da yeterince agresif olmamamız, havadan çok gol yememiz gibi. Ayrıca Tudor'un 3'lü savunmaya tekrar dönebileceğini düşünüyorum, yaz kampı bu noktada büyük bir fırsat ve deneyecektir bunu. Haliyle stoper kalitemiz önemli, ciddi bir yatırım gerekiyor. Tabii içinde bulunduğumuz sezonda stoper rotasyonu adına ödenen paraları ve hala çözülemeyen sorunları düşününce acı fatura ortaya çıkıyor.

Abdennour 2 sezon önce Valencia'ya 22 milyon avro gibi bir rakama transfer olmuştu. Valencia'da iyi sezonlar geçirdiğini söyleyemem, ayrılmak istediğini de zaten dile getiriyor. Piyasası düştü, 22 milyon avro gibi rakamlar geride kaldı ama en az 6-7 milyon avro gibi bir maliyeti yine olacak. Böyle bir parayı da verebileceğimizi düşünmüyorum, kiralık ihtimalini zorlayacaklar. Ama başka talipleri de olacak, piyasası sıfırlanmadı, 27 yaşında hala. Ayağa kalkmak için fırsatı var.

Sol ayaklı bir stoper, sol bek özelliği olduğunu da yazalım. Pas aksiyonu çok iyi diyemem, geriden oyun kurma noktasında yanında teknik bir stoper gerekebilir. Agresif stoper ama, hava toplarında oldukça iyi, ağır bir isim de diyemeyiz. Havadan gol yeme noktasında sorunların çözülmesi noktasında katkısı büyük olur, savunmaya agresiflik getirir, biraz daha sert bir hava yaratılmış olur. 

Öyle bir transfer listemiz var ki en büyük tehlike Marsilya. Abdennour için Marsilya'nın da devrede olabileceği söyleniyor, bu durumda şansımız kalmaz. Mangala'ya göre daha zor bir ihtimal diye düşünüyorum, Mangala'nın daha iddialı bir isim olmasına rağmen. O da kiralık ihtimalinden kaynaklı, Abdennour'u bonservisiyle bırakmak isteyecekler. Mangala'yla şu an aynı takımdalar zaten, her ikisi için bu sezon hayal kırıklıklarıyla dolu. Cenk Ergün'ün İspanya harekatının nedeni de ortaya çıkıyor böylece. Abdennour, Negredo ve Coentrao gibi isimlerle..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger