23 Nisan 2017 Pazar

Galatasaray 0-1 Fenerbahçe, Riekerink'in yolu değil mi bu


Beklediğimden daha iyi oynadık, en başta bunu yazayım. Elbette yeterli değil bu oyun, yetmediği için Riekerink gitmedi mi? Yüzde 60 - 70 aralığında topa sahip, ligin en çok şut atan, pas yapan takımı olmanın anlamı hücumda yarattığın organizasyon kadar var. Riekerink'in oyunu buydu işte, Tudor da aynı oyun mantığıyla Fenerbahçe karşısına çıktı. Beklediğimden de iyiydi ama yetmedi, hücumda organizasyon sorunluydu. Belki pozisyon vermedin ama Fenerbahçe sonuca gitti işte, sen gidemedin. Hatalı değişikliklerle de Fenerbahçe'yi üzerine çektin, Riekerink dönemi konuştuğumuz şeyler işte. 

Riekerink için talimatla iş yapıyor derdim, şu 11'i görünce Tudor adına da mı aynı yorumu yapayım. Görüntü o ama, belli ki Sneijder ve Podolski oynayacak gibisinden bir şeyler gelmiş. Sabri Sarıoğlu geçen maç 18'de yok ve bugün sahada, geçen hafta Chedjou haftalar sonra sahada ama bugün 18'de yok, Sneijder 11'de, 3-4-2-1 / 4-4-2 derken bugün yeniden 4-2-3-1 ve bu çelişkilerin sayısı artmaya başladı. Riekerink bu yolda gitti, Tudor da maalesef o yola girdi. Ona uygun bir kadro yok, temposuna cevap verebilen ve yeni sezonda kendi kuracağı, yükleme yapacağı takımla da görmek isterdim ama tüm krediyi yedi neredeyse. Tudor adına final diyordum Fenerbahçe maçı, maalesef o finali kaybetti.

Sahte 9 Podolski'li düzeni sevmiyorum, çift forvet oynadığında o oyunu değerli. Rakip ceza sahası içinde topla buluşturacağımız bir isim kalmıyor çünkü. Orta sahada pas isteyen ve sadece şut kovalayan bir Podolski var ki rakip savunma üzerinde bir baskı yaratmıyor bu. Sneijder de formsuz, şut atmaya gücü kalmamış, çok fazla pas hatası yapıyor ve Galatasaray yarı sahasına kadar çok geliyor. Haliyle bu durumda yine bireysel silahlara bakıyorsunuz, geçmiş haftalarda Bruma'dan bir şeyler beklediğimiz gibi. Onu da Şener Özbayraklı iyi durdurdu bugün, Bruma oyundan çıktığında ise hücuma çıkar oldu, golün de asistini yaptı. Bruma iyi değildi ama çıkmaması gerekiyordu, Tudor adına yanlışlardan biri.

Tolga Ciğerci'nin temposu Galatasaray adına değerliydi, tek başına orta sahayı süpürdü. Selçuk İnan'ı da etkin görmedim, yanında Tolga Ciğerci gibi defansif aksiyonu iyi yapan, arkayı süpüren bir isim olmasına rağmen yeterli sorumluluğu almadı. Selçuk İnan, Sneijder ve Podolski ekseninde organize olamadık işte. Eren Derdiyok'u geç düşündük, o sahada yokken kenar ortası denedik ama rakip yarı sahada hiçbir futbolcumuz yok. Eren Derdiyok oyuna girdiğinde ise kenar ortalarını bıraktık, çünkü o ortayı yapacak kanat oyuncumuz kalmadı.

En büyük hata ise 89'da Tolga Ciğerci / Josue değişikliğini yapmak. Ne düşündü Tudor bilmiyorum ama risk almak bu değil, Josue'nin o dakikada hücum noktasında sana verebileceği bir şey yok ki savunmada düştün işte. Josue ile Selçuk İnan veya Sneijder'i değiştirebilirdin, o da daha erken dakikalarda. Biraz daha hareketlilik, tempo anlamına gelirdi bu ama sen Tolga Ciğerci ile değişliği yaparsan Josef De Souza o kafayı vurur işte. Çünkü kimse kendisini kovalamaz, çok rahat girer o pozisyona. Eminim, Tolga Ciğerci sahada olsa bu golü yemezdik.

Beklediğimden iyiydik dememin nedeni ise savunmada çok fazla hata yapmamak. Tek hata son dakikada gol oldu ama sadece 2 isabetli şutu var Fenerbahçe'nin, Çok zorlamadılar, hücumda etkili olamadılar ama Galatasaray savunması beklediğimden sağlam durdu. Fenerbahçe'nin rahat çıkamamasında da Tolga Ciğerci'nin etkisi önemliydi. Çok fazla ondan bahsettim ama bahsedilmesi gerekiyor, çünkü abartılı eleştirildi. Geçen haftalarda da bunu yazdım, yine arkasındayım. Şu düzende orta sahanın ilk alternatifidir.

Nihayetinde kaybettiğimiz bir büyük maç daha. Geçen hafta Şampiyonlar Ligi diyorduk, gün itibariyle 5. Trabzonspor'la fark 2. Maalesef Tudor da benliğinden vazgeçmiş görünüyor ve yeni sezonu da görebileceğinden pek emin değilim. Potansiyeline inansam bile çok fazla kredi yedi, yönetimin düşüncesi mutlaka farklı olacak. Ama bugün kaybetmeyi hak etmedi, orası kesin. Hücumda plansızlık, organize olamamak en büyük meseleydi. Yasin Öztekin'i savunma arkasına sarkıtabilmek tek amaçtı sanki ya da Sneijder ve Podolski'yle şut atmak. Başka bir plan veya alternatif göremedim. Hal böyle olduğunda da bir Fenerbahçe derbi klasiği yaşandı..

22 Nisan 2017 Cumartesi

Porto'da 40 maçta 10 asist, Galatasaray'da 60 maçta 4 asist


Telles'i takip ediyorsunuz değil mi, şu sıralarda Porto'da değerini ikiye katlamakla meşgul. Galatasaray'a imza attığı gün hayal ettiğimiz her şeyi Porto'da gerçekleştiriyor, o bahsedilen potansiyelini nihayetinde göstermeyi başardı. Porto'da bu sezon 40 maça çıktı, 7'si Şampiyonlar Ligi olmak üzere ve 10 asisti var, 2'si Şampiyonlar Ligi'nde. Galatasaray'da ise 1.5 sezonda 60 maç oynadı, 4 asisti var. 

Galatasaray kötü yönetiliyor, bu kötü yönetimin resimlerinden biri de Telles işte. Son gün Inter'e kiralanması gibi, oysa Telles Galatasaray'la devam etmek ve Şampiyonlar Ligi'nde devam etmek isterken. Inter'de iyi bir dönem geçirmemesine rağmen piyasa oluşturdu, Porto'dan teklif aldı ve Galatasaray onunla devam etmek isterken bu sefer Telles kabul etmedi. Inter'e kiralanması hataydı, hele ki son gün olması itibariyle. Porto'ya satış şartları da diğer hata, böyle bir isim için sonraki satıştan pay almak yerine, kâr'ın yüzde 10'una ortak olarak.

Porto beklerinden hücum istiyor, Telles de buna müthiş cevap verdi. Galatasaray'a da hücum beki potansiyeliyle gelmişti ve iyi de başlamıştı ama yayamadı o görüntüyü. Savunma noktasında biraz daha gelişim göstermeye çalıştı, Hamza Hamzaoğlu döneminde Telles, Yasin Öztekin ve Sneijder hattıyla sol tarafı iyi kullandık ama Telles'i tam anlamıyla kullanabilen bir hocamız olmadı. Porto'da ise beklentiye cevap verdi ve Layun gibi bir isme rağmen sol bekte formayı aldı, yükseldi. 

Beklenti haliyle şu, Porto'nun Telles'den önemli bir rakam kazanacağını düşünüyorum. Galatasaray da 6.1'e aldığımız Telles'i 6.5'a sattık der, araya Inter'e kiralama bedelini falan da ekler. Kötü futbolcudan zarar etmiyorsunuz üzerine yazılar da yazmıştım, Telles oraya da örnek, Bruma da aynı şekilde. Olayın özeti budur, Galatasaray'ın ne kadar kötü yönetildiği üzerine bir örnek daha..

Lucas Leiva & Galatasaray, yeni sezon için anlaştığımız söyleniyor


Leiva'yı "bedelsiz ihtimal" konusunda yazmıştım ama bir güncelleme gerekiyor. Riekerink dönemi yazılan bir yazıydı ve bugün çok başka bir ortam var. Tudor'un da geleceği belli değil gerçi, yeni sezon için ne olur bilemiyorum ama Galatasaray'ın sezon sonunda sözleşmesi biten futbolcular üzerine bir planı olduğu açık. Khacheridi de bu yolla gündeme giren bir isim, Leiva da öyle. Sıkıntı şu, 2 senedir bu piyasa resmen bir madendi, kullanılmadı. Bu sezon ise yelpaze o kadar geniş değil ama Galatasaray'ın bu piyasaya girmek yeni aklına geldi. Bunlar hep futbol aklı işte, Galatasaray yıllardır böyle yönetiliyor.

Biz yine Tudor'un yeni sezonda da devam edeceği üzerinden yorum yapalım. Taktiksel esneklik diyoruz ve Tudor'un kafasındaki asıl şablon 3'lü savunma üzerine. Gün itibariyle 3'lü ısrarından vazgeçmiş gibi duruyor (bence büyük hata) ama yeni sezonda 3'lüye döneceğiz diye düşünüyorum. Leiva'yı da defansif orta saha olarak tanıdık, 6-8 arası bir futbolcu. 8 numara oynayacak kadar top tekniği yüksek, 6 oynayacak kadar ise kesici özelliği var. Bir dönemin Premier Lig'de en çok top çalan futbolcusuydu, şimdi o dönemin biraz daha uzağında olsa bile.

3'lü savunma vurgun ise şundan, Leiva'nın stoper oynama ihtimali de doğar böylelikle. Liverpool'da da Klopp onu sık sık stoperde kullanıyor. Bu tarz futbolcuların 30'undan sonra stopere geçmeleri de kariyerlerini uzatmaları anlamını taşıyor zaten. Çünkü tempoları azalıyor, bu açığı da stopere geçerek telafi ediyorlar. Felipe Melo örneğini hep bu yüzden veririm, eğer kafasında stoper oynayabilirim düşüncesi olsa bugün hala Avrupa'da önemli bir takımda kariyerine devam etmekteydi. Ama o kafa Melo'da hiç olmadı, çünkü stoperde kendisini özgür hissetmiyor.

Nigel De Jong'la kıyaslayacağız tabii, onun yerine gelecek çünkü. Nigel De Jong hem temposunu hem de sertliğini kaybetmiş bir isim ki o sertliği kendisinden aldığımızda geriye bir şey kalmıyor. Leiva 30 yaşında, 2-3 sezon daha maksimum noktada fayda verebileceğini düşünüyorum. Leiva daha çok tekniğiyle ayakta kalan bir isim, iyi kesici, aynı zamanda da pasör. Çok atletik bir isim değil belki ama futbol aklı üst noktada. 6, 8 veya stoperde kullanabileceğiniz de bir joker. Lider bir futbolcu ayrıca, diyoruz ya bu takımın saha içinde bir lideri, kaptanı yok diye. Leiva bu sorumluluğu da alabilecek bir futbolcu, Liverpool'da çok uzun yıllari geride bıraktı ve bu özelliğiyle de öne çıktı.

Geçmiş yıllarda sakatlıkla alakalı sorunlar yaşamış bir isim, bu sezon ise biraz daha istikrarlı görünüyor. Liverpool'un ilk tercihi olmaktan uzaklaştı ama Klopp'un da her zaman takımında görmek istediği bir futbolcu. Geçen sezon bırakmadı işte, yoksa çok iyi bir transfer olacaktı. Sezon sonunda sözleşmesi bitiyor, belki yine takımda tutmak isteyecek ama Leiva'nın sürekli oynama gibi bir isteği var. Ayrılmayı kafasına bir süredir koymuştu ama hocaları bir türlü bırakmadı. Galatasaray'ın da yeni sezon için Leiva'yla anlaştığı söyleniyor, bekleyelim bakalım..

Leiva'yla alakalı "bedelsiz ihtimal" konusunda yazdığım yazıyı okumak isteyenler için de linki buraya bırakayım;

5li #11; Galatasaray'ın "geliştirici kulüp" denemeleri

Geliştirici kulüp kavramını biraz daha açalım. Büyük kulüplerde çok fazla şans bulamayan ama potansiyel barındıran futbolcuların çeşitli takımlara kiralanması ve gelişimlerinin sağlanmasına çalışması. Günümüzde Türkiye için en iyi örnek Beşiktaş işte, Talisca ve Aboubakar gibi örneklerle. Bu güveni vermek mühim, cazibe merkezine gelmeniz. Maliyet anlamında sizi öyle rahatlatan bir olay, düşük maliyetlere böyle isimleri kiralamak ve bir noktada kazan / kazan olayının içinde olmak. Beşiktaş'ın bu noktada önü açık, son yıllarda başarılı örnekleri var ve Talisca gibi bir ismi kiralamayı başarıyorlar. 

Galatasaray'a gelirsek, bu konuda geçmiş yıllarda çok fazla bir örneğimiz yok. 5 isim sayabildim, onlar da konseptin konusu oldu zaten. Futbol aklından geçen bir konu bu, Galatasaray'da da böyle bir akıl olmadığı için fazla umutlu olmamak lazım. Doğru yol bu ama, bir şekilde biz de bu konuda çalışma sağlamalıyız. Galatasaray'ın bir adı, önemli bir kimliği var ama günümüzdeki imajı o kadar iyi değil, son yıllarda transfer edip, geliştirebildiğimiz çok fazla futbolcu sayamıyorum. Bu örnekleri sıralayalım ve gerekli çıkarımlar nostalji sosu altında zaten ortaya çıkacak.


Jason Denayer

En son örnek o işte, "geliştirici kulüp" dediğimiz olay adına yaptığımız doğru işlerden biriydi. Manchester City'nin Denayer üzerinde beklentisi büyüktü. Celtic'de bir önceki sezon iyi bir gelişim gösterdi ve ertesi sezonda Avrupa Kupası deneyimi yaşayabilmesi adına Galatasaray'a geldi. Scout ekibi kaynaklı bir hareket ki çok akılcı bir transferdi, maliyeti düşük bir potansiyel işte. Peki biz ne yaptık, stoper Denayer'i sağ bekte kullandık daha çok. Potansiyeli de geriye attı, bu yüzden Denayer'in de çok istemesine rağmen Galatasaray'a gelemedi. Sunderland'e kiralandı ama gelişimi orada da kötüye gitmekte, en son orta saha olarak izliyorduk kendisini.


Emiliano Insúa

Galatasaray'a transfer olduğunda 22 yaşındaydı ve dönemin potansiyel sol beklerinden biriydi. Liverpool'un büyük beklentisi vardı, şans da veriyorlardı ama yeterli gelişimi gösterememişti. Galatasaray'a bu yolla geldi ama Rijkaard sonrasında hiç şans bulamadı desek yeri. Rotasyonda Çağlar Birinci'nin arkasında diyeyim gerisini siz anlayın. Hagi yüzüne bakmadı, Bülent Ünder de 2-3 maç harici pek kullanmadı. Ama oynadığı o 2 maçın ardından Arjantin Milli Takım'a çağrılması sonrası "benim sayemde" demesini hiç unutmayacağım. Oysa o dönem Insua'nın ölüsü bile Arjantin Milli Takım'ına giriyordu. 


Giovani Dos Santos

2009 - 2010 sezonunun Ocak ayı, Jo'yla birlikte transferleri öyle heyecan yaratmıştı ki. Önemli yeteneklerdi ve Galatasaray'a gelmiş olmaları o dönem adına büyük olaydı. Giovani Dos Santos'u ilk olarak Barcelona'da izlemiştik ama Tottenham'a da büyük umutlarla transfer edilmişti. Rijkaard'ın Barcelona'da ortaya çıkardığı bir isim, yeni bir Messi harekatıydı ama nefesi yetmedi. Galatasaray'da tekrar buluştular ama, beklenti çok büyüktü. Oysa Giovani Dos Santos için söylenen şey şu oldu "bal yapamayan arı". Sonuca gidemedi bir bakıma, sonuca giden yolda fazlasıyla iyiydi, opsiyonu da vardı, kullanılmadı. 



CSKA Moskova'da Vagner Love'la müthiş ikililerdi ve Manchester City onu çok önemli bir rakama transfer etmişti. Beklediklerini bulamadılar ama, hayal kırıklığı oldu. Everton'da da kiralık olarak geçirdiği bir dönem var ama olmadı, İngiltere'ye ayak uyduramadığı söylendi. 2009 - 2010 sezonunun Ocak ayında ise Galatasaray'a kiralandı. Sükseli bir işti, herkesin tanıdığı, umut beslediği bir forvetti ve City'nin de hayali Jo'nun Galatasaray'da ayaklanmasıydı. Hayal kırıklığı oldu tabii, geldiğinde şanssız bir sakatlığı oldu, devamında iyi döndü ama biz onu daha çok gamsızlığı ile andık. Sahamızda kaybettiğimiz Fenerbahçe derbisi de bir noktada sonu oldu. 


Mohamed Sarr

Daha eskiye iniyoruz, 2002 - 2003 sezonuna. Fatih Terim'in Ümit Davala'yla birlikte ilk icraatıydı, Milan'la olan iyi ilişkilerini kullanması neticesinde. Dönemin iyi potansiyellerinden biriydi, stoper ve sağ bek gibi oynayabiliyordu ve beklenti duyulan bir isimdi. Olmadı ama, gerçi o dönem hangi futbolcu oldu ki diyebilirsiniz. Sarr da o kaos içinde kayboldu gitti, Yarım sezon sürdü Galatasaray macerası, hayal kırıklıklarından biri daha. Genel tabloya baktığımda da bu 5 isim dışında bu tarzda başka bir isim bulamadım, konsepte uyan..

21 Nisan 2017 Cuma

Galatasaray'ın olmasa bile Tudor'un finalidir bu derbi


Galatasaray için bu sezon final olarak gördüğümüz her maçta istediğimizi alamadık. Şampiyonlar Ligi hedefi kalmadı, lig 3. olmak ve Fenerbahçe'nin bir üst sırasında yer almak bir hedef midir bilmem ama Tudor'un finalidir bu derbi. Geçen haftalarda kredisini ve ona duyulan güveni fazlasıyla zedeledi, bir noktada Galatasaray'la olan geleceğini şekillendireceği karşılaşma. Kredi kazanmak, yeni sezonda devam etmek adına.

Tudor'u övdüğüm noktalar vardı. Taktik esnekliği ilk sırada geldi, 3'lüye dönmek, 4-4-2 oynayabilmek, kısacası işi 4-2-3-1'in dışına taşımak önemliydi. Adaletli olduğunu da düşündüm, genel olarak hak eden oynadı, böyle de olması gerekiyordu. Beşiktaş maçında kaybetmiştik ama o maçın planı doğruydu ya da, maçına göre değişik taktikler görebilirdik, beklentim buydu. Tüm bunlar Başakşehir maçına kadar iyiydi, o maçta çok şey kaybettik, bir noktada dağıldık.

Korkum şuradan gelmekte, Tudor'un da klasik düzene dönmesi. Futbolcuya dayalı düzen olmasın üzerine umut beslerken o düzenin dönüşünü yeniden izleyebiliriz, en azından sezonu tamamlamak adına. Bu da Tudor'un şu ana kadar yaptığı tüm değişiklikleri çöpe atar, o vakit Tudor neden bugün geldi, Riekerink'le de devam edebilirdin, madem bir şey değişmeyecekti. Beklentim şu, Nigel De Jong ve Sabri Sarıoğlu gibi isimleri bence Fenerbahçe maçının 11'inde izleyeceğiz.

4-2-3-1'e dönüş yani. Sol bek Carole, sağ bek Sabri Sarıoğlu, stoperde Semih Kaya / Ahmet Çalık, Selçuk İnan ve Nigel De Jong orta saha, kanatlarda Yasin Öztekin ve Bruma, forvet arkası Sneijder ve ileride Podolski. Podolski'nin Başakşehir maçında yedek oturması hataydı, çünkü formdaydı ve çift forvet düzeninde etkisi artmıştı. Sneijder için aynı şeyi diyemem ama, fizik anlamda da yeterli değil ama Fenerbahçe maçında önemli bu adam. Büyük maç çünkü, o da büyük futbolcu, tek başına Fenerbahçe maçlarını kazandırmışlığı çok. Yeniden ayağa kalktığı maç olabilir ve Tudor'la aralarında bir sorun olduğunu da düşünmüyorum.

Nigel De Jong tercihi hata ama. Beğenin ya da beğenmeyin önemli değil, tempo arıyoruz ve Tolga Ciğerci'nin temposuna ihtiyacımız var. Josue'nin o pozisyonda Başakşehir karşısında ezildiğini gördük ve oynaması gereken isim Tolga Ciğerci ama Nigel De Jong'u 11'de bekliyorum. Hatalı bir karar olacaktır bu da. Diğer hata da Podolski'nin tek forvet oynaması, yani sahte 9. Rakip ceza sahası içini karıştıracak kimse kalmıyor böylelikle, stoperlerle kim uğraşacak, mücadele edecek. Eren Derdiyok'un bu meziyeti yeterli olmasa bile vardı, Podolski'nin tek forvet olarak oynaması bizi yine eskiye götürecek ki bu Riekerink'in oyunu, Tudor'un değil.

Carole sakatlıktan dönüyor, Sabri Sarıoğlu ise uzun zamandır oynamıyor. Tudor aslında Sabri Sarıoğlu'nu gözden çıkarmıştı ama şimdi yeniden kendisine dönecek. Riekerink'i adalet vurgusu üzerinden çok eleştirdik, talimat mı alıyor sorusunu çok sorduk. Tudor'un bunu kabulleneceğini düşünmüyorum ama bu sinmiş hal onu da düzen içinde kaybeder, bu tabloda ne gibi bir farkı olacak ki? Belki sürpriz yapar bilemem ama benim düşüncem bu, çıkan haberleri okuyoruz. Beklediğim 11 şu;

Muslera
Sabri Semih Çalık Carole
Jong Selçuk
Yasin Sneijder Bruma
Podolski

Fenerbahçe de iyi durumda değil, onlar da en az Galatasaray kadar eleştiriliyorlar ve bilinmezlikler var. Aslında 11'leri klasiğe yakın, sadece forvet ve kanat noktasında bazı tercihler çok değişiyor. Van Persie'yi forvette izleriz diye düşünüyorum, Sneijder adına söylediklerim onun adına da geçerli. Kupa maçında Beşiktaş'a karşı izlemiştik, tek başına kazandırdı. Kanatlarda ise Lens ve Alper Potuk olur diye düşünüyorum, Alper Potuk Galatasaray'a sorun çıkaran bir isim ve Lens zaten vazgeçilmezleri. Başka alternatifi de pek yok gibi, Alper Potuk yerine Sow'u kullanmaz. Stoch zaten düşünülmüyor, Volkan Şen'le alakalı da sorun yaşıyorlar. Forvetin arkasında da Aatıf oynar, Ozan Tufan'lı bir 4-3-3 düşünmüyorum.

Diğer isimler ise zaten klasik. Mehmet Topal & Josef göbeği, Kjaer / Skrtel tandemi, sol bekte Hasan Ali Kaldırım, sağ bek Şener Özbayraklı. Galatasaray adına bilinmezlik daha fazla, Advoocat'ın bu maç için özel bir sürprizi olmaz, Tudor değişiklik yapmayı seviyor, ters köşeleri var ama gelen haberlere baktığımızda o da klasiğe dönecek, kendi futbolunun dışına çıkacak. Dediğim gibi, Tudor adına bir final, Galatasaray geleceğini şekillendirmesi anlamında. Fenerbahçe için ise gelecek sezon zaten olacaklar belli, onlar adına da 3. olmak bir hedef ama olmazsa olmazları kupa gibi duruyor.

Mario Balotelli & Galatasaray, ne kadar güvenebilirsiniz?


Gündeme girmemesi imkansız, mutlaka Galatasaray'ın Balotelli'yle ilgili düşüncesi var. Yaş 26, sözleşmesi bitiyor ve iş Aleix Vidal için yazdığım noktaya geliyor, "Galatasaray'ın Balotelli'den iyisini alma şansı var mı". Kalite anlamında yok ama her şey kalite mi, özellikle Balotelli söz konusu olduğunda ilk olarak aklımıza " kalite" mi gelecek. Büyük kumar, kaybetme olasılığının daha yüksek olduğu.

Nice için de kumardı aslında. Hem kazandıkları hem de kaybettikleri diyeyim. Balotelli'ye güven zor, yüksek bir yıllık ücret ve en az 3-4 yıllık sözleşmenin handikapı büyük. 1 yıllık sözleşme yaptılar, belki kendileri için yüksek ama Balotelli ayarı adına düşük bir yıllık ücret verdiler. Bu sezona bakınca da Balotelli iyi iş çıkardı, bir bakıma yeniden ayaklandı. Favre yaradı ona, Balotelli'nin frekansını iyi okudu ve Ben Arfa sonrası Nice'ın yıldız oyuncu açığını kapattı işte.

Kaybettikleri demem ise şundan, Balotelli'nin böyle bir sezonunun ardından ondan bonservis kazanamayacak olmaları. Takımda tutma şansları da az, çünkü ayaklandı ve talipleri oluştu. Nice'ın o paralara çıkması zor, Balotelli'nin Avrupa'dan da talibi vardır, Galatasaray gibi takımlar da mutlaka istiyordur ya da Çin piyasası ufukta. Balotelli'nin kararı etken bunda ama imza atacağı takımla bu sefer 1 yıllık imzalamayacak, uzun vadeli sözleşmeyi arayacak.

Kumar noktası işte, Balotelli'ye ne kadar güvenebilirsiniz? Ayağa kalkması için en güzel dönem, hala o şans var ve Galatasaray'ın kıvamına geldi. Kalite noktasında da ondan daha iyisini alabileceğimizi düşünmüyorum, hele ki bonservisi yokken. Galatasaray'ın taraftarı heyecanlandıracak bir yıldız hamlesine ihtiyaç duyduğunu da düşünüyorum ama güvenemiyorum işte. Balotelli'ye uzun vadeli bir sözleşme vermek kumar, yarın İstanbul gecelerinden kendisini toplama ihtimalimiz yüksek. Ya da mutsuz hareket etmesi, gamsız tavırları.

Balotelli'yi uzun uzun anlatmaya gerek yok, herkesin tanıdığı bir futbolcu. Kafasını futbola odaklarsa yapabileceklerinin ucu açık, bir forvette arayacağınız her şey var. Bitiricilik, hava hakimiyeti, teknik diye uzar bu liste. Nice'da da toparlanma dönemine girdi, 24 maçta 15 gol 1 asist. Bonservisi elinde olduğu için kıymeti biraz daha artıyor ama ne kadar güvenebilirsin, o kısım fazlasıyla zorluyor. Galatasaray'ın da mutlaka kendisiyle bir ilgisi var, olmama şansı yok. Bekleyip görelim derim..

20 Nisan 2017 Perşembe

SC nostalji #76; Radu Niculescu


Lucescu bu yüzden büyük adam, az'dan çok başardığı için. 2001 - 2002 sezonu benim için kıymetli ve bu tarz nostalji konularında Lucescu'nun adını sık sık geçiriyorum. Kendisi Galatasaray tarihinin kırılma noktalarından biridir, düşünsenize 2000'li yılların onunla geçtiğini. Değişen, kağıt üzerinde küçüldü görünen kadroyla Galatasaray'ın adını yere düşürmedi ve Avrupa'da Galatasaray markasını değerini kaybetmedi. Lucescu sonrası kayıp tabii, taa ki Fatih Terim'in 3. dönemine kadar. Avrupa için konuşuyorum, Galatasaray'ı Avrupa üzerinden değerlendirmek gerekir.

Az'dan çok başarmanın bazı simge isimleri var. Perez, Fleurquin, Victoria Mendez gibi isimler gibi. Radu Niculescu da o isimlerden biri işte, belki de en bilinmeyeni ama Lucescu ondan da öyle kritik zamanlarda katkı aldı ki. Samsunspor deplasmanında attığı şampiyonluk golünü unutmayız, Galatasaray tribünlerine attığı depar o sezonun imzalarından biri. Liverpool'la oynanan Şampiyonlar Ligi maçı ya da, o gün kazanmış olsak eminim ki Niculescu'yu çok daha derin anacaktık.

Hakan Şükür, Jardel gibi isimlerden düştük bu seviyeye. Ümit Karan transfer edildi, Arif Erdem takımdaydı, Berkant Göktan'ı forvet hayaliyle aldık ama kanatta kullandık. Sezon başında Mbo Mpenza, Spehar gibi forvetlerden hiç katkı alamadık, Jardel takasını hatırlarsınız. Bir de o sezonun ara transfer döneminde takıma katılan Radu Niculescu. Galatasaray'ın forvet seviyesi 3 sezon içinde bu noktaya geldi ama Lucescu için bir kayıp olmadı bu. Arif Erdem'e kariyer sezonu yaşattı, Ümit Karan'dan maksimumu almayı başardı, Radu Niculescu'yla da finali yaptı.

Galatasaray'a geldiğinde de tanımıyordum kendisini, ne yalan söyleyeyim. 15 kez Romanya Milli Takım formasını giymiş mesela ama adını hiç hatırlamıyordum. Galatasaray'a da 250 bin avro bonservis bedeli karşılığı FC National'den gelmiş. Lucescu'nun az'dan çok alma dönemlerinde bu tip Rumen veya Güney Amerika kaynaklı hamleleri meşhurdur, o da onlardan biri. Galatasaray'da 13 maçı var o sezon, 4'ü Şampiyonlar Ligi'nde olmak üzere. Bu 13 maçta 4 golle oynadı, attığı 2 gol de kritik anlarda. Fazla bir beklenti olmadığı için iyi ama kısa süren bir Galatasaray kariyeri oldu. Lucescu devam etseydi o da takımda kalmaya devam edebilirdi ama Fatih Terim geldiğinde bazı isimlerin hiç yüzüne bakmadı bile.

Galatasaray'dan sonra Ankaragücü'ne gitti zaten, oradan Akçabat Sebat yaptı, sonrasında yine Romanya. Galatasaray sonrası Türkiye kariyeri hayal kırıklığı oldu, devamında da kayboldu. Galatasaray'a da 27 yaşında gelmişti, geç sayılmazdı ama maliyetsiz işti işte. O dönem maddi sorunlar vardı ama Lucescu bu tarz hamlelerle takımını ayakta tutmayı bildi..

Seyreyle maziyi #28; Üstat Lucescu


26 Şubat 2002, Galatasaray'ın klasik Şampiyonlar Ligi günlerinden biri. O dönem Şampiyonlar Ligi'nde 2. tur grupları diye bir olay vardı, bu da o 2. grubun maçlarından. Barcelona, Liverpool ve Roma'dan oluşan bir grup, o dönem Galatasaray da o devlerin arasındaydı. Lucescu'ya bu noktada saygım sonsuz, birçok önemli futbolcu o sezonun başında ayrılmış ama Galatasaray gücünden bir şey kaybetmemişti. 

O grupta da 5 beraberlik 1 mağlubiyet almıştık. Hem de ne beraberlikler. Ali Sami Yen'de Roma karşısında 1-0 öndeydik ama son dakikalarda yediğimiz golle maç 1-1'e gelmişti. Barcelona deplasmanında ilk yarıyı 2-0 önde kapatmıştık ama maç 2-2 bitmişti. Liverpool deplasmanında asla unutulmayacak Mondragon performansıyla 0-0 berabere kalmıştık. Roma deplasmanı 1-0 öne geçmiş ama maç 1-1 berabere bitmişti. Bu karşılaşma da o beraberliklerden biri, Radu Niculescu'nun golü ile 1-0 öne geçmiştik ama Emile Heskey'i durduramadık. Son Barcelona mağlubiyetini hatırlamak istemiyorum, Luis Enrique'nin ofsayttan attığı golü.

Fotoğrafa dönelim biz, Michael Owen ve Bülent Korkmaz'ın mücadelesi. Ufukta Ayhan Akman görünüyor, onun da arkasında Ergün Penbe. Bülent Korkmaz benim için kıymetli bir adam, hatta bir numaralı Galatasaray efsanem. Hagi, Kalmadı bu tarz kaptanlardan, son örneği Puyol'du galiba. Her dönemin kendine has kaptanları var, 90ların ortasından 2000lerin ortasına kadar Bülent Korkmaz tarzında takım kaptanlarına şahit olurduk. Çok büyük bir futbol kariyeri, herhangi bir Türk futbolcusunun da böyle bir kariyere ulaşması zor. Galatasaray açısından baktığımda zaten imkansız.


Maçın 11'i de enteresan;

Mondragon
Perez Fleurquin B.Korkmaz Victoria
Berkant Ayhan Ergün H.Şaş
Arif Niculescu

Lucescu 4-4-2'yi uygulamış ama stoperde Fleurquin var mesela, kendisini orta sahada izlemeye alışıktık. Lucescu'nun vardı bu tarz hamleleri, Bülent Akın'ı da stopere çektiğini çok izlemiştik. Daha çok 4-4-2, 4-4-1-1 gibi düzenleri izlerdik ki Sergen Yalçın'ın sakatlığının ardından 4-4-2'yi daha çok kullandık. Berkant Göktan ve Hasan Şaş gibi forvet özellikli futbolcuları kanatta kullanabiliyordu, sahada bir noktada 4 forvet var aslında. Perez ve Victoria da hücum bekiydi. Lucescu seviyordu rotasyonu ve o dönem bu şarttı da. Ama bunu o kadroyla yapması ve Galatasaray'ın çıtasını düşürmemesi çok büyük olaydı..

19 Nisan 2017 Çarşamba

Aleix Vidal & Galatasaray, daha iyisini alabileceğimizi sanmıyorum


Transfer edildikten sonra 6 ay futbol oynayamamak büyük handikap, özellikle Barcelona gibi bir takım adına. Arda Turan ve Aleix Vidal transfer yasağı olan dönemde geldiler, Ocak ayına kadar futbol oynayamadılar. Bu da onları ileri taşıyamadı, her ikisi adına geçen sezonun 2. yarısı kayıp. Bu sezona ise Arda Turan fena başlamadı, bir şekilde rotasyon içinde yerini aldı ama Aleix Vidal o şansı kolay bulamadı, bulduğunda ise iyi değerlendiremedi. Devamında ise şanssız bir sakatlık ve sezonu kapatmış oldu.

Barcelona'nın ondan beklentisi büyüktü, Dani Alves sonrası adına düşünülen bir hamleydi ama o beklentiyi karşılayamadı, Barcelona da Dani Alves'in yerini dolduramamış oldu. Sergi Roberto'yu oynatıyorlardı sağ bekte, sonra o da sakatlandı ve 3'lüye döndüler. Şu dönem onun adına fırsattı ama yaşadığı sakatlık büyük, bu sakatlık dönüşünde ise Barcelona'nın onunla ilgili bir planı olduğunu düşünmüyorum. Ayrılığı kesin ama hayal kırıklığı ve sakatlıkla geçen 1.5 sezonun ardından Aleix Vidal'ın rotası ne olur?

Ocak ayında da gündeme gelmişti, ciddi şekilde konuştuk. O dönem olmadı, nedenini bilmiyorum. Yaz dönemi adına daha olası bir adım tabii, en azından kiralayabilme ihtimali. Aleix Vidal'in mutlaka bir piyasası var, transfer yapacağı kesin ama bu piyasa içinde Galatasaray da ciddi bir talip. Ciddi bir sakatlık geçirdi, dönüşünü takip etmek gerekiyor. Yine de şunu söyleyeyim, Galatasaray'ın sağ bek için Aleix Vidal'den daha iyisini alma şansı yok. Riskse eğer bu riske girmeye değer.

Sağ bek sorunu yılların meselesi, bitecek gibi görünmeyen. En son izlediğimiz iyi sağ bek Eboue olmuştu, onun da istikrarı 2 sezon sürdü. Eboue sonrası kayıp, sağ bek için büyük yatırım yaptık ama istikrar sağlayamadık. Linnes, Cavanda ve Sabri Sarıoğlu gibi isimler var, yetmiyor. Tudor'la 3'lüye döndük, sağ tarafa Yasin Öztekin'i yazdık ve bence katkı aldık ama o pozisyonun doğru ismi de o değil. 

Yeni sezonda nasıl oynayacağımızı bilmiyorum, hatta Tudor'la devam mı edilecek ondan bile emin değilim. Tudor'la devam edildi diyelim, 3'lü savunma üzerinden yürüyeceğimizi düşünüyorum. Gerçi 4'lü savunma oynasak bile durum değişmeyecek, Galatasaray'ın hem sağ hem de sol bek için iyi hamleler yapması gerekiyor. Aleix Vidal de sağ bek için iyi bir alternatif olabilir. Özellikle 3'lü oynamaya devam edeceğiz dersek, çünkü o kanadı tek başına kullanabilecek iyi bir hücum beki. Kötü geçti dediğimiz Barcelona günlerinde bile 25 maçta 8 asisti var, hücumu destekleyecek, sağ tarafı daha işler konuma getirecek çok iyi bir futbolcu.

Sakatlık etkisini araştırmak lazım ama ben bu riske girer ve şartları zorlardım. Daha iyisini alabileceğimizi düşünmüyorum çünkü, Eboue'yle de yaptıklarımızı hatırlayınca Aleix Vidal ile aynı etkiyi yakalamak mümkün. Ocak ayında da yeşil ışık yakmıştı ama transferi gerçekleşmedi, yaz dönemi adına fırsat var, bu işi mümkün görüyorum. İyi bir hücum beki, 3'lü ihtimalleri üzerine konuşurken o pozisyonun altını dolduracak isim..

Viitorul büyük ve başarılı bir proje, Hagi'nin imzasıyla


Bu konuda Ilgaz Çınar'ın hakkını vermem lazım, Galatasaray'la alakalı uzun zamandır bahsettiği bir konuydu ve gün itibariyle bu yönde bazı haberler çıktı. Hagi'nin sahibi olduğu Viitorul Constanta ile Galatasaray'ın altyapı kaynaklı ortak bir çalışma içine girmek istediği söyleniyor. Hagi'nin akademisi bugün Romanya futboluna yön veriyor desek yalan olmaz, büyük bir gelişim içindeler. Alttan çok iyi isimler çıkarmanın yanında Romanya Ligi'nde de şampiyonluğa oynayan bir takım oldular ki bu gelişimi çok kısa bir zaman zarfında yaptılar.

Galatasaray da bu iş birliği ile Viitorul'u Romanya'daki evlerinden biri yapmak istiyor, Galatasaray altyapısından bazı isimler de bu takıma gidebilecek. Çok önemli bir potansiyel Viitorul, Hagi'nin bir nevi en önemli işlerinden biri, belki de birincisi. Böyle bir anlaşmadan kaynaklı Galatasaray'ın faydası büyük olur ve Hagi gibi bir ismi şu zamana kadar kullanamamış olmak ise büyük kayıp. Umarım doğrudur bu haber, gerçekleşir. Geleceğe umutla bakmak istiyorum, buna o kadar hasretiz ki.

Diğer konuya gelirsek, Hagi'nin teknik direktörlüğü üzerine bazı yorumlar hortlamış. Galatasaray özelinde bir teknik direktör listesi çıkarıp en kötü teknik adamları sıralamak üzerine. Genel kesim de Hagi'yi bu listeye dahil etmiş ki Hagi'nin çoğu hatasını kabul etmekle birlikte asla katılamam. 2. dönemi bir hayal kırıklığıdır ama ilk dönemi nedense unutuluyor. İlk döneminde yaptıkları bana göre fazlasıyla başarılıydı, hele ki o yönetim ve kadro yapısında.

Bugün yönetimi eleştiriyoruz, o gün de farklı değildi. Üstelik mali sıkıntılar vardı, 2003 - 2004 sezonundan gelen enkazı konuşmuyorum bile. O kadronun üzerine doğru dürüst transfer dahi yapılamadı, maddi sıkıntılar öyle etkendi ki. Mevcut kadrodan bir şeyler çıkarmaya çalıştı Hagi, 4-4-2'yi uyguladı, orta sahanın ortasında Conceicao & Ergün Penbe ikilisiyle. Sol beke Orhan Ak, sağ beke Cihan Haspolatlı'yı devşirerek. Futbolcuların yeterliliği elbette tartışırız ama Hagi başka bir şansı olmadığı için bunu denedi, şampiyonluğu kovaladı, Türkiye Kupası'nı kazandı.

Hataları vardır, 5-1'lik finalde Ribery'i erken oyundan alması, Cafercan Aksu konusu, kırılma anlarını maalesef kırılarak geçirmesiyle. Mevcut kadro kötüydü ama, bugünün çok daha gerisinde. Maddi tablo da kötüydü, bugün gibi harcayamayarak. 2. dönemi hayal kırıklığıdır, orası doğru. Misimovic olayının tarifi yok, kaosun ortasına geldi, kaosun içinde kayboldu. Onun da bu kaos içinde hataları var ve bir daha sezon ortasında takım devralmamayı da o sezonun üzerine kararlaştırdı. Çalıştıracağı takıma sezon başında gelmek istiyor, böyle bir niyeti de var.

Tudor sonrasına yönelik bir yazı değil bu, yanlış anlaşılmasın. Hagi'nin kötü bir teknik direktör olduğunu düşünmüyorum, o tartışmaları görünce yazmak istedim. Belki çok bilinmiyor ama Hagi aslında bir proje teknik direktörüdür, Socrates'de röportajını okuyanlar ne demek istediğimi bilecek. Viitorul büyük ve başarılı bir proje, Hagi'nin imzasıyla. O proje içinde Hagi de gelişti, bıraktığımız gibi değil. Eminim ki, olası bir Tudor ayrılığında akla gelecek ilk isim Hagi olacaktır. Hatta bu yaz döneminde olursa göreve de o gelir, bence beklentisi var..

18 Nisan 2017 Salı

Vlogger #3; Igor Tudor?

Sadece Galatasaray özelinden devam etmemize gerek yok, dilediğinizi sorabilirsiniz dememe rağmen soruların hepsi Galatasaray üzerine. İnsanlar da haklı, takip edilme, okunma nedenim bu. Tudor'u tartışmaya başladığımız günler ve önümüzde bir Fenerbahçe derbisi var. Tudor'un da Galatasaray geleceğini belirleyecek maç, kredisini geçmiş haftalarda azalttı ve Tudor açısından bir derbi olmaktan öteye geçti. 


Merhabalar. Öncelikle yazılarını düzenli olarak takip ettiğim tek kişisin, onu belirteyim. Sezon sonu takımda bir temizlik olacağı kesin diyebiliriz. Kalmaları durumunda mevcut yönetimin ve Tudor'un, bu büyük kadro değişikliğini doğru şekilde gerçekleştirebileceğine inanıyor musun? Hem maliyet hem de kalite noktasında değerlendirirsen sevinirim. / Mustafa Yalçın

Çok teşekkür ederim, bunu başarabildiysem ne mutlu bana. Soruna gelirsek, mevcut yönetimin sağlıklı bir dönüşüm yaşatabileceğini düşünmüyorum. Tudor'un bu yönde mutlaka bir isteği olacak ama Şampiyonlar Ligi ihtimali kalmadı ve kredisini de çok azalttı. Bu durum da yaşanacak değişimi etkiler mesela. Maddi sorunlardan bahsediyoruz, önemli kontratlar var derken büyük bir değişim yaşamak zor. Yönetimin de bunu sağlıklı gerçekleştireceğine pek inanmıyorum.

Maçı kim kazanır? Beraberlikte Başakşehir 2,liği garantiler mi? / https://twitter.com/sstatli

Galatasaray'ın kazanmasını bekliyorum, başka bir şansının olmamasından dolayı. Beraberlikte değil, Galatasaray kazansa bile Başakşehir'in 2.'liği garantilediğini düşünüyorum, 7 puanlık fark erimez. Galatasaray o görüntüyü vermiyor çünkü, Fenerbahçe maçını kazanması da çok şey değiştirmez ama en azından Tudor'un yeni sezonu görmesini sağlar.

Kazanan 3.'lüğü garantiler mi? / https://twitter.com/baydemir25

Sanmıyorum, kazananın 3.'lüğü garantilemesi gibi bir durum oluşmaz. Fenerbahçe'nin Beşiktaş ve Başakşehir maçları var, fikstürü daha zorlu. Her iki takım da son haftaya kadar 3.'lüğü birbirine ikram eder ve ayakta kalabilen 3.'lüğü kazanır. İki takımın da görüntüsü birbirinden kötü, 3'lük yarışının karşılıklı ikramlar şeklinde geçeceğini düşünüyorum.

Başakşehir deplasmanına Podolski ve Sneijder'siz çıkan Tudor, Fenerbahçe karşısında  bu ikiliye şans verir mi? Olası bir mağlubiyette Tudor tartışılır mı? / https://twitter.com/MbBenlii

Sadece Podolski ve Sneijder değil, bence Nigel De Jong da bu maçta 11'de şans bulacak. Başakşehir karşısında Podolski kararı çok hatalıydı, önceki haftalarda Podolski'den önemli bir katkı alırken. Sneijder ve Nigel De Jong kararları doğruydu ama Başakşehir karşısında skor 3-0 olduktan sonra Sneijder'i oyuna alması büyük bir akıl tutulmasıydı. Ben Fenerbahçe karşısında Tudor ve Sneijder arasındaki buzların eriyeceğini düşünüyorum, Sneijder ve Podolski özelinde beklentim var. Olası bir mağlubiyette ise Tudor tartışılmaz, şu an zaten tartışılıyor. İş daha farklı bir noktaya gelir ve yeni sezonda Tudor'u Galatasaray'ın başında izleme ihtimalimiz kalmaz desek abartmış olmayız. Tudor'un geleceğini tayin edecek bu derbi.

Kaybedersek başkan ve yönetimin gitme ihtimali? Yoksa yine bir şey değişmez mi.. / https://twitter.com/arghyapu

Sence yenilen başkan görevi bırakır mı? Ben bırakacağını düşünüyorum? / https://twitter.com/gurcan03

Hemen hemen aynı sorular olduğu için bir arada cevaplayayım. 2. sorudan başlayayım, yenilen başkan görevi bırakmaz. İlk soruya dönersek, kaybedersek Dursun Özbek ve yönetiminin gitme ihtimali yok. 2018 Mayıs'ına kadar herhangi bir istifa, kongre beklememek lazım. Bir şey değişmez, çünkü ortada iddialı bir başkan adayı da yok.

Derbide Tudor kendi felsefesini mi uygular yoksa yönetim tarafından aldığı telkinler sonucu inandığı sistem dışında kadro mu oluşturur? / https://twitter.com/volcaline

Telkinlerle kadro kuracaksa, kendi düzeninin dışına çıkacaksa Riekerink neden gitti. Bu telkinleri dinleyen isim Riekerink'di ve bu yüzden eleştirdik. Tudor kendi inandığı felsefeyle oynamak zorunda, bunun dışına çıkmamalı. Sneijder, Podolski ve Nigel De Jong gibi isimlerin 11'e döneceğini düşünüyorum ama kendi düzeninin, felsefesinin dışına çıkmayacaktır. Buna inanmak istemem. Bir değişim olduğuna inanıyorum ve bunda ısrar etmek zorunda. Yoksa aynı düzen hiç bitmemek üzere devam edecek.

Olası Balotelli transferi Tudor'un istediği takımı kurmasında yeterli krediye sahip olamadığı gösterir. Menajer transferleri neticesi ne olur? / https://twitter.com/volcaline

Bilemeyiz ama, belki de Tudor istemiştir Balotelli'yi. Tudor için bir yargı oluştu, sorunlu veya yıldız isimlerle çalışmayı istemez gibi ama durum böyle olamayabilir. Gerçi Balotelli'nin geleceğini de düşünmüyorum, böyle bir gündem oluşmayacaktır. Menajer transferlerinin getirilerini ise yıllardır izliyoruz, Galatasaray'ın içinde bulunduğu durum ortada. Şunu da belirteyim, Tudor'un transfer konusunda o kadar iddialı bir isim olmadığını söylemek gerek. Karabükspor'da da böyle oldu, transferleri yapan isim o değil. Tarzı belirler, şu pozisyonlara futbolcu lazım der ve transfer buna göre yapılır. Tudor gidip "x ismi alın" demez, Galatasaray'da böyle bir kredisi şu aşamada yok.

Galatasaray 3'lü mü yoksa 4'lü mü oynar derbide ve oyuncu tercihleri nasıl olur? Beraberlik durumunda Trabzonspor'un 3.'lük ihtimali nedir? Ayrıca Fenerbahçe'nin nasıl bir kadroyla sahaya çıkacağına inanıyorsun? / https://twitter.com/tufekci5334

Fenerbahçeli bir arkadaşımız olarak soru sormana sevindim :) Tudor'un 3'lüye döneceğini düşünüyorum, Başakşehir karşısında düşülen durumun ardından. Sneijder, Podolski ve Nigel De Jong gibi isimler de 11'e döner. Beraberlik durumunda ise Trabzonspor'un 3.'lük adına ciddi bir ihtimali var elbette, çok sağlam bir şekilde geldiler ve Avrupa ihtimalini zorluyorlar. Fenerbahçe'de ise değişen tek şey forvet tercihi, Van Persie ile başlanır, özellikle kupada Beşiktaş maçında yaptıklarının ardından. Böyle maçları kalite ve tecrübe kazandırır. Kanatlarda da Alper Potuk'u kesin görüyorum, diğer kanat ise Aatıf olacaktır, kalan 11 de klasik.

Bedelsiz ihtimal #2; Evgen Khacheridi


Üzerinden çok zaman geçmedi, geçen ay konuşuyorduk bu ihtimali. Ocak ayı transfer politikasını iyi bir "stoper" üzerine hayal ediyorduk ama gelişen olaylar bu yönde olmadı. Garry Rodrigues'le başladı transfer süreci, stoper noktasında ise Ahmet Çalık transferi gerçekleşti ki o da şu sıralarda yedek oturuyor. Chedjou döndü işte, kendisinden vazgeçilmişti, kadro dışı kaldı ama döndü, yeni transfer Chedjou diyeceğiz.

Khacheridi hamlesi son derece makul bir hareket olacaktı. Sezon sonunda sözleşmesinin bitecek olmasından kaynaklı düşük bir bonservis bedeli konuşacaktık. Lider stoper aradık, kafayla yediğimiz gol sayısını artık saymayı bıraktım, sertlik / agresiflik aradık ama Khacheridi'yi konuşmadık bile. Lombaerts'in akla geldiği ortamda bu transferi de konuşmamız gerekiyordu ama iş işten geçmiş değil.

Sözleşmesi sezon sonunda bitiyor ve stoper ihtiyacımız hala var. Noksanlar düzelmedi ki, Chedjou şu an kurtarıcı görüntüsünde, Galatasaray'ın stoper durumu budur. Elimizdeki en farklı stoper de belki Chedjou, o vazgeçtiğimiz, başta ben olmak üzere çoğumuzun gitmeli dediği adam. 

Bence sezon sonu Chedjou bedelsiz şekilde ayrılacak, stoper konusunda ciddi bir adım atmamız gerekecek. Belki 1 değil de 2 isim bile gerekebilir, Hakan Balta'nın da durumundan kaynaklı. Onun da döneminin artık kapanması gerektiğini düşünüyorum.

Khacheridi sert bir stoper, lider özelliği olan, 1.98'lik boyu itibariyle de kule denilecek bir isim. Ayrıca istikrarlı, hem Dinamo Kiev'de hem de Ukrayna Milli Takım'ında önemli bir isim. Ukrayna piyasasını çok yazdık çizdik, maliyet ve kalite anlamında fazlasıyla uygun isimler var ki ülkeye uyum noktasında da sorun yaşanmıyor.

Khacheridi'nin kalite katacağını düşünenlerdenim. Serbest futbolcular piyasasına baktığımda da çok daha iyisi yok görünüyor. Alınması gereken stoperlerden biri, Ranocchia gibi isimlerin gündeme gelmesindense. Aradığımız çoğu özellik kendisinde mevcut ve Tudor'un düzeninde de iş yapacaktır. Atletik oyuncuları vurguluyoruz ama Khacheridi'yi de fiziğine oranla ağır bir futbolcu olarak nitelendiremeyiz. Gerektiği zaman üçlü stopere de dönüyoruz, elimizde bu noktada iyi bir rotasyon olmak zorunda.

Ara transfer için de yazmıştım, çok zaman olmadı. O yazıyı da linkten okuyabilirsiniz;

Hamza Hamzaoğlu sever bildiği futbolcularla çalışmayı


Doğruluğunu bilmiyorum ama yalandır da diyemem, beklerim böyle bir gelişmeyi. Hakan Balta'nın Galatasaray'la bir sezon daha kontratı olmasına rağmen ufukta bir ayrılık olduğunu düşünüyorum. Hamza Hamzaoğlu'nun Hakan Balta'yı Osmanlıspor'a transfer etmek istediği yazılmış, olabilir. Hoca sever bildiği futbolcularla çalışmayı. Bunu Galatasaray'da da yaşadık, Bursaspor'da da. Osmanlıspor için de olacağı bu, transfer döneminde mutlaka göreceğiz bu tarzda isimler.

Hakan Balta büyük karakter, kendisini çok severim. Galatasaray formasının üzerine en çok yakıştığı futbolcuların başında gelir, formanın da hakkını sonuna kadar vermiştir. Acı gerçekler var ama, yıllar geçiyor, Hakan Balta da bu geçen yıllardan bir hayli etkilendi.

Bek oynadığı dönemde 10 üzerinden 7'lik bir isimdi, 8'e pek çıkmazdı ama 6'ya da inmezdi. Böyle bir istikrardı ama tempolu bir futbolcu olduğunu hiç iddia edemezdik. Ayaklar daha da yavaşlıyor yıllar geçtikçe, Hakan Balta ne zaman 7'den 6, hatta 5'e düşer gibi oldu, orada bir Mancini dokunuşu izledik. Hakan Balta'yı stopere çekmesi onun kariyerini uzattı ve bugünlere gelmesini sağladı. Hala Galatasaray formasını giyme nedeni budur.

Stoperde de o istikrarını gördük. Sol stoper bulmak kolay değil, Hakan Balta o ihtiyaca cevap verdi. İyi bir sol ayağı var, pas oyununa oldukça hakim ve önemli bir karakter. Stoper performansı da iyiydi ve geçen başarılarda da faydası çok büyüktü. Ama yıllar geçmeye devam ediyor, o ayaklar stoperde de ağırlaşmaya başladı, tempoyu kaldıramıyor. Yaş 34 oldu ve maalesef ortada bir Emre Aşık efekti de göremiyorum. O mücadelesi ve sertliğiyle ayakta kalıyordu ama Hakan Balta'nın elinde kalan en önemli özelliği herhangi bir defansif melekesi değil.

Tudor'un da devam etmek isteyeceğini sanmıyorum, gördüğümüz üzere pek şans vermiyor. Stoper yeterliliğini tartışıyoruz, o pozisyona mutlaka hamle olacak ama elde de bir kalabalık var. Ayrılıklar mümkün, o isimlerden biri Hakan Balta olacak gibi. Osmanlıspor haberine şaşırmam, güzel de olur. Twitter'da olası Bado N'Diaye takası olabilir mi gibisinden sorular vardı. Anadolu'dan alınması gereken tek yabancı der ve susarım..

17 Nisan 2017 Pazartesi

Carrusca Avustralya Ligi'nin yıldızı, Pino da Endonezya yolunda


Geçtiğimiz günlerde Juan Pablo Pino röportajı yapmıştım, hatırlarsınız. Okumayanlar için linki de şuraya bırakayım;


Bu tarz retro işleri seviyorum, nostalji damarına basmak hoşuma gidiyor. Pino'yu da böylelikle anımsamış olduk. Potansiyeldi ama o potansiyelinin 10'da 1'i olamayan futbolculardan. Keita sonrası "yeni Keita" umuduyla aldık, Keita da geçen 1 sezonda öyle bir etki yarattı ki çıta yukarıdaydı ve Pino bunun altında kaldı. Galatasaray'da katkı verdiği anlar da zaten forvet oynadığında, farklı bir şey bekliyorduk, çok başka bir şey izledik. Yine de kötü hatırlamam, sevdiğim bir isimdi hatta sadece Fenerbahçe deplasmanıyla bile iyi hatırlayabilirim.


Aslında bu tarz futbolcular "abuk" liglere gittiklerinde haber olurlar, bir zamanlar neydi şimdi nerede gibisinden. Ama böyle bir haber okumadım, Pino bu noktada bir Carrusca bile olamamış. Carrusca için tonla haber çıkardı, okurduk. O da Avustralya Ligi'nin yıldızı şu sıralarda ve çok mutlu. Pino ise Endonezya Ligi'ne transfer olmuş, kulübü de Arema Cronous. Avrupa'daydı aslında, Yunanistan & Fransa arası gidip gelip, arada Kolombiya'ya uğruyordu ama yeni adres Endonezya. Güiza'nın da bu ligde bir tecrübesi var, oradan hatırlıyorum.

Bundan kaynaklı da 5'li için daha detaylı bir yazı yazacağım. Pino ve Carrusca gibi gün itibariyle enteresan liglerde futbol hayatına devam eden ya da çok başka işler icra eden futbolcular üzerine. Enteresan isimler var, düşünmek, araştırmak gerekiyor. Sizlerin de aklına gelen isimler olursa yorum kısmında belirtirse sevinirim..

Maaş bütçesinin 50 milyon avro civarına indirileceği üzerine hayaller okuyorum


Maaş bütçesinin 50 milyon avro civarına indirileceği üzerine bazı hayaller okuyorum. Hayal dedim, imkanı yok çünkü. Şu an 62-63 milyon avro sınırındayız ve Podolski / Chedjou gibi bazı kontratlar ayrılıyor, Sneijder / De Jong gibi isimlerin ayrılığı da söz konusu. Gençleşmek gibi bir hayal daha var ama mevcut yönetim düzeni içinde bunların hepsi hayal.

Hatırlarsınız, Drogba'nın ayrılığının ardından da bunlar konuşuldu. Drogba önemli bir rakam kazanıyordu ve onunla sözleşme uzatmamanın nedeni de böyle açıklanmıştı. Ama o yaz dönemi öyle rakamlar harcandı ki, hatırlayın sözleşme yenilemelerini. Drogba'dan doğan boşluğu öyle bilinçsiz şekilde kullandık ki bugün hala o kontratların acısını yaşıyoruz.

Aynı tablo hemen hemen, farklı bir şey olacağını zannetmiyorum. Önemli maaşlar ayrılacaktır ama gelen isimlerin bu rakamlar üzerinden imza atacağını düşündüğümden bir fark yaşanmayacak. Geçen yaz dönemine inelim hemen, Serdar Aziz / Tolga Ciğerci ve Eren Derdiyok gibi isimler fix 2 milyon avro'dan imzaladılar, böyle mi 50 milyon avro sınırına inilecek? 

Galatasaray'ın en büyük sorunu bu maaş dengesizliği ama bunu çözmek adına doğru bir yapılanma henüz göremedim. Göremediğim gibi de bunun üzerine sanki tüy dikildi, durum daha da vahim bir hale geldi. Bu şartlar altında transfer yapmanız da zor, gelen ismi hangi rakama, nasıl ikna edeceksiniz? X ismin maaşına bakacak, takım içi dengesizliğe ve piyasasını ona göre belirleyecek. Hep dediğim gibi, eskiden Galatasaray formasını giymek fedakarlık gerektirirdi, bir ağırlığı vardı. Bugün o kalmadı, para kapısı konumuna geçtik.

Ufukta Muslera ve Bruma sözleşme yenilemeleri de var. Buna olumsuz olamayız, bu isimlerin yeni sözleşmeyi hak ettiğini ve uzun yıllar Galatasaray'da kalmaları gerektiğini düşünüyorum. Muslera'yı kim tartışabilir, kazanacağı rakam üzerinden yorum yapabilir miyiz? Bu yönde belki de tek isim, başka bir örneği yok. Hele ki Galatasaray içinde, 2. bir örnek yok ve Muslera özelinde bir para yorumu yapmam imkansız. 

Bruma'yı konuşmak lazım. Hata şu, Real Sociedad'a kiralanırken sözleşmesinin yenilenmesi gerekiyordu ama gerçekleşmedi. Sen o adımı atmadığın için bugün zorlanıyorsun. Bruma önemli bir çıkış yakaladı ve sözleşmesinde son sezonuna girecek. Haliyle ondan kazanabileceğin rakamı yarı yarıya düşürmen gerekiyor, bu şartlar altında büyük paralar kazanman hayal. Sezon başı gitmeyi çok istiyordu, bir şekilde kalmaya ikna ettin ve Bruma'yı kazandın. Şimdi yapılması gereken ise bir şekilde yeni sözleşmeyi imzalamak ama bu noktada ipler Bruma'nın elinde.

Şunu itiraf edelim, Bruma'nın bahsedilen gibi bir piyasası yok, Galatasaray'da kazanabileceği rakamı x kulüpte kazanma imkanını pek görmüyorum. O da bunun farkında, yeni sözleşme imzalamaya hazır olması, kalmak istemesi bu yüzden. Yaz dönemi gitmek için can atıyordu, bugün ilk tercihi kalmak üzerine. Kalsın da, yerini doldurmak, böyle bir yeteneği bulmak zor. Ama rakam artacak, 1.2 milyon avro kazandığı yerde bir anda 2.5 milyon avro'ları konuşuyor olacağız. Yukarıda bahsettiğim konuya geliyoruz işte, takım içi dengesizlik. Her gelene 2 milyon'dan kapıyı açarsan Bruma için de 2.5 milyon avro'ları gözden çıkarıyorsun.

Bu şartlarda 50 milyon avro maaş bütçesi bir hayal işte, daha bunun gelen isimleri olacak, sözleşme yenilemeleri var. Maaş bütçesinde pek bir farklılık oluşmayacak, gidenler kaynaklı doğan boşlukta böyle böyle dolacak işte. Köklü bir değişim gerekiyor ama ipin ucu her transfer döneminde biraz daha kaymaya devam ediyor..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger