28 Mart 2017 Salı

Deniz Türüç & Galatasaray, Anadolu'dan hangi yerliyi almak isteseniz desek


Yaşlanan bir iskelet olduğunu ısrarla dile getiriyorum. Gençleşmek bu takımın birinci önceliği olmalı. Ayrıca yerli iskelette önemli, yabancı sınırı hangi noktaya gelirse gelsin. Yerli futbolcu noktasında yatırımı doğru yapmak gerekiyor, ülke içinde de alınabilecek önemli yerliler var. Emre Akbaba'yı dün yazmıştım, bugün de Deniz Türüç'e değinelim.

O da sezonun en formda yerlilerinden biri. Sergen Yalçın sonrasında çıkış yakalayan ve lige tutunan bir Kayserispor var, belki de o takımın en büyük kozu Deniz Türüç. 24 maçta 7 gol 9 asist yaptı ki bu da onu Milli Takım'a taşıdı. Tıpkı Serdar Gürler gibi, o da çok formda ama Serdar Gürler'in transfer ihtimaline bir çıt olumsuz bakmıştım. Çünkü Galatasaray'ın elinde zaten var olan bir kanat rotasyonu var.

Deniz Türüç farklı ama, o da orjin itibariyle bir kanat oyuncusu ama orta saha özelliği var. 10 / 8 numara arası oynayabilen, her iki kanatta da kullanabileceğiniz bir isim. Teknik özelliği yüksek, daha oyun aklıyla hareket eden, hücum noktasında kaliteli. Bu sezon sivrilen bazı yerli futbolcular oldu, Deniz Türüç o isimlerin başında gelir. Şu an da hak ettiği üzere Milli Takım formasını giymiş durumda, 24 yaşında ve önemli bir geleceği var.

Go Ahead Eagles formasını giydiği dönemde de öne çıkan bir gurbetçiydi, Beşiktaş'ın gündemine de girmişti ama almamışlardı. Çıkışı Kayserispor'la gerçekleşti ve yeni sezonda mutlaka farklı bir takımda izleyecek gibiyiz kendisini. Genelde savruk, aklıyla değil de sadece yeteneğiyle hareket eden 10 numaralara alışığız, özellikle yerli futbolcu noktasında. Deniz Türüç / Emre Akbaba gibi isimler ise öyle değil.

Galatasaray noktasına gelirsek, orta saha rotasyonunun neredeyse bütünüyle değişmesi gerektiğini söylemiştim. En büyük revizyon orada gerekiyor ve genç / tempolu isimlere yönelmek lazım. 3-4-2-1 devam etti diyelim, Deniz Türüç forvet arkası için kıymetli bir isim olur. Ya da 4-3-3, 4-2-3-1, 4-4-2 gibi formasyonlara dönüldü diyelim, Fatih Terim'in zamanında Engin Baytar, Emre Çolak'ı kullandığı gibi orta saha özellikli kanat noktasında fayda sağlar.

Serdar Gürler kanat oyuncusu, o tarzda çok isim var Galatasaray'da ama Deniz Türüç gibi bir futbolcu yok. Anadolu'dan alınabilecek 3-4 yerli isimden biri bu anlamda, Milli Takım'ın yeni jenerasyonundan da bazı futbolcuları transfer etmek fena olmaz. Piyasası büyüdü tabii, ülkenin bütün büyük takımları peşine düşecek diye düşünüyorum. Trabzonspor'un ilgisi ciddiydi, Beşiktaş iddiaları da var, Fenerbahçe de işin içine girse şaşırmam. 

Umarım Sinan Gümüş Moldova maçını izlemiştir ve neden ben yokum diyordur


Yabancı sınırına en güzel cevabı verdik galiba, Cengiz Ünder'in attığı gol bunun imzası gibiydi. İyi olan oynuyor, yatırım yapan her şekilde kazanıyor. İyi bir jenerasyon var, istikrarlı şekilde devam edersek orta ve uzun vadede kazanacağız. Moldova karşısında oynayan futbolcular değil sadece, orada olmayan isimlerle de. 

Nedense gündem yabancı sınırı, bunu tartışmak yersiz. Geçtiğimiz günlerde de yazdım, zaten sürekli konuşuyoruz. Emre Çolak, Çağlar Söyüncü ve Enes Ünal diyeyim, yabancı serbestliğinin Avrupa'ya attığı futbolcular diye düşünüyorum. Yine giderlerdi belki ama bu kadar rahat değil, yabancı serbestliğinin yarattığı ortam bu. Bu sayıyı arttırmamız durumunda ise Milli Takım çok daha başarılı olacak, bu futbolcular gittikleri takımlarda yedek oturmuyorlar.

Yabancı sınırını böyle tutalım ve Altınordu gibi düşünen takımlara da yatırım yapalım. Eminim ki ülke futbolu çok daha ileri noktaya gelecek. Cengiz Ünder ve Çağlar Söyüncü o altyapı kaynaklı, devamı da gelecek. Aynı Cengiz Ünder şampiyonluk yarışı veren Başakşehir'in de değişmezi. Oynatan yine oynatıyor, herhangi bir zorlama yok. İyi olan oynayacak zaten, burada yeterli şansı bulamadığının düşünen ise daha rahat Avrupa'ya gidecek.


Daha fazla uzatmayayım, zaten konuştuğumuz konular. Benim anlatmak istediğim biraz daha farklı, Sinan Gümüş aklıma geldi. Umarım izlemiştir bu maçı ve ben neden genç kadronun içinde yokum diyordur. Güzelim potansiyeli hiç ediyor çünkü, 

Bir örnek vereyim, Podolski her idman sonrasında 30 dakika şut çalışıyor. Sinan Gümüş ise ne yapıyor, bilen var mı? Podolski'den futbol noktasında ne kaptı mesela, bilmiyorum. Podolski transfer olduğunda Sinan Gümüş için sevinmiştim, tarz olarak çok benziyor diye ama bir artı sağlamadı. Sinan Gümüş geriye gidiyor maalesef.

Erken havaya girdi, bunu da yazmıştım. Nedeni de maalesef biziz, bir anda olmadığı bir yere getirdik ve bu görüntü oluştu. Şans gelmedi diyemez, gayet geldi. Riekerink'in bu konuda hakkını veririm, Sinan Gümüş'ü ısrarla denedi ama olmadı. Tudor bir şans diyorum, bekleyeceğiz. Ama görüntünün iyi olmadığı net, Sinan Gümüş'ü Milli Takım'ın şu genç kadrosu arasında görememek beni çok üzdü. Umarım o da üzülmüştür.

23 yaşına geldi artık, genç futbolcu olmanın da bir hududu var. Sınırda diyelim, bir atılım yapması gerekecek. Biz ise onu futbol konusunda konuşamıyoruz, değerlendiremiyoruz. Forvet mi, kanat mı, ne yönde bir gelişim gösterecek? Nerede o sol ayak, nerede o sağdan içeri kat eden kanat? Geçen sezon bir çıkışı vardı, sakatlık yaşadı ama geri dönmüştü. Bu sezon nerede, ne yapıyor, nasıl çalışıyor ya da geleceğe yönelik düşüncesi ne?

Fatih Terim'in düşündüğü isimlerden biri olduğunu biliyorum, bahsi geçti çünkü. Maalesef adını dahi duymakta zorlanıyoruz, kayboldu. Galatasaray'da oynamanın gerekliliğini de unuttu, en kötü Yasin Öztekin'e baksın, nasıl bir değişim gösterdiğini ve oynamak için gösterdiği çabayı. O saçlar çok erken sarıya boyandı diyelim madem, yazık olsun istemem..

27 Mart 2017 Pazartesi

Seyreyle maziyi #26; Tarihin en kötü Galatasaray kadrosu?


Geçtiğimiz günlerde goal.com paylaşmıştı bu kadroyu, haliyle yakın geçmişi hatırlama gereği duyduk. Tarihin en kötü sezonlarından biri, 2010-2011. En azından benim izlediğim en kötü Galatasaray sezonuydu diyebilirim. Ligi 8. bitirdik ama uzun bir süre ilk 10'un dahi dışındaydık. Galatasaray için galibiyet almanın dahi olay olduğu bir sezon, daha nasıl tarif edeyim.

Zaten yukarıdaki kadroya baktığımızda tablo netleşiyor. Galatasaray arması her zaman şampiyonluğa oynar denir ya, şu kadrodan Galatasaray armasını çıkarsak küme düşmemek için oynardı belki de. Sınırları zorlamıştık, sezon başından yaşanacaklar az çok belli gibiydi ama bu kadarını inanıyorum ki kimse tahmin edemezdi.

Rijkaard'la başladık, Hagi'yle devam ettik, Bülent Ünder'le bitirdik. Yetersizim diye bağıran bir kadro ama göre göre başarısızlığa itildi Galatasaray. Yıldızları vardı elbette, yok diyemem. Elano vardı, devre arası gitti. Misimovic alındı, sezonun ortasını dahi göremedi. Insua yedek, Cana kayıp, Arda Turan / Kewell ve Baros sürekli sakat, elde kalan tek isim Lucas Neill.

Lucas Neill için üzülmüştüm, daha iyi bir Galatasaray kariyeri olabilirdi ama bulduğu ortam o. Yine de kaybetmedi istikrarı, son güne kadar oynadı, kenarda beklediğini hiç hatırlamam. O da bir noktadan sonra takıma uydu, performans noktasında yerlerdeydi ama sert, agresif, lider özellikli bir stoperdi. 

Yukarıdaki 11'de Stancu da yedek ayrıca, not edelim. Bülent Ünder'in kadrosu gibi zaten bu, Kazım'ı forvet yazan o oluyordu, Insua / Stancu gibi isimler yedek. Culio'yu sola atmış, Pino'yu da forvetten kesmiş ve kanada almış. Orta saha ise o sezonu markalayan Barış Özbek / Ayhan Akman / Mustafa Sarp, nam-ı değer "Bam". Kalede Zapata, sol bek Çağlar Birinci derken bu takımın ligi 8. bitirmesi gerçekten büyük iş. Culio'ya falan teşekkür edelim, insan üstü bir çaba gösterdi.

Emre Akbaba & Galatasaray, orta saha rotasyonuna derin bir revizyon lazım


Yönetimlerden kaynaklı doğan bir olumsuz yerli futbolcu algısı var. Öyle paralar ödendi ki, hemen hemen gelen çoğu yerlinin o yatırımın altında ezildiğine şahit olduk. Şimdi de hangi yerli futbolcuyu yazsam "çöp" diye otomatik bir yorum alıyorum. Yüzde 80 bu yorumlar da bu doğan olumsuz algı üzerine, ön yargılı.

Üstelik herhangi bir rakamdan da bahsetmeden bu yorumu alıyorum. İnsanlar da haklı aslında, öyle paralar ödendi ki şu adam yetenekli, almalıyız dediğimde "bu paralar ödenmemeli" de deniyor. Devamında gelen "çöp" yorumu, doğan ön yargı işte. Ben demiyorum ki 3-4 milyon avro'lara çıkalım, şu paraları verelim gibisinden. İsim üzerinden gidiyorum, saha içini yorumluyorum ve yönetimlerin yanlışlarından kaynaklı tepki görebiliyorum. Bahsettiğim isimler üzerinden yorum yaparken bu nedenleri göze almanızı öneririm.

Yetenekli futbolcu alınır, doğru rakamlara bu işi bitirmek ise yönetimlerin işidir. Galatasaray yönetimi bu noktada oldukça sabıkalı ama biz yine de yazalım. Yerli / yabancı diye de ayırmam iyi ismi, Emre Akbaba da o futbolculardan biri. Galatasaray bugün Emre Çolak'ı dahi arıyor, kabul edeniniz var mıdır bilmem. Orta sahada topla dikine oynayacak, teknik özellikli ve genç bir alternatife sahip değiliz. Riekerink'in Emre Çolak'tan aldığı iyi bir katkı vardı, bunu yeni sezona da taşıyacaktı ama Emre Çolak gitti. O pozisyon boş, doldurulması gerekiyor.

Emre Akbaba'nın iyi bir yükselişi var, ligin yetenekli orta sahalarından. 10 numara orjinli ama fizik özelliği itibariyle de 6-8 arası rahatlıkla oynayabilen, teknik özelliği yüksek, dripling özelliği olan ve maç içinde kat ettiği mesafe itibariyle de tempolu bir orta saha. Galatasaray'ın böyle bir alternatifi yok ve Tudor'un düzenine de fazlasıyla uyacak bir isim. Rakam üzerinden yorum yapamam ama şartların uyması durumunda Galatasaray'ın mutlaka kadrosuna katması gereken bir isim.

Bu sezon 24 maçta 6 gol 5 asist, Alanyaspor'u taşıyan isimlerin başında gelmekte. Ülke içinde piyasası da var, Trabzonspor istiyor mesela. Trabzonspor'un da gençleşen bir yapısı var, özellikle orta saha rotasyonunda fazlasıyla dinamikler ki Emre Akbaba'yı da almaları durumunda önemli bir hareket yapmış olurlar. Galatasaray'ın da gençleşmesi, dinamizm kazanması gerekiyor. Orta sahamızda tek dinamik isim Tolga Ciğerci, onu da eleştiriyoruz, sakatlıktan iyi dönemedi. Orta saha rotasyonunda derin bir revizyon lazım, Emre Akbaba da o rotasyonun parçalarından biri olabilir..

26 Mart 2017 Pazar

DC için Wonder Woman kurtuluş, Justice League ise yükseliş olabilir


Daha çok Marvel'ciyim, bu tarz yazıların da ağırlığı haliyle bu oluyor. DC'nin karanlık dünyasını severim ama, her ne kadar Suicide Squad kadar bir hayal kırıklığı izlemiş olsak bile. Gerçi DC'nin yeni kurmaya çalıştığı evreninde beğendiğim bir film de yok, aynı hayal kırıklığını Batman v Superman'de de yaşamıştım. Filmin karanlık dokusu güzeldi ama ne anladın sorusuna bir cevap vermem zor. 

Düzensiz bir yapıları var, sürekli değişen film tarihleri, Ben Affleck'in küstürülmesi, değişen senaryolar derken izledikleri yolu pek bilmiyorum. 5 yıllık planları nedir mesela, fikrim yok. Evren noktasında da Marvel'in çok gerisindeler. Potansiyelleri yüksek, çok daha iyisini yapabilirler ama belki de bu işe geç girmelerinin acı faturası bu, bilemeyiz.

Bu noktada kurtuluşları olarak gördüğüm iki iş var. Birincisi Wonder Woman, DC'nin kurtuluş işi olabilir, fragmanında aldığım heyecan büyük oldu. Çok güçlü bir karakter, kadın süper kahramanların solo filmlerine pek alışık değiliz, bu noktada Wonder Woman'ın yaşatacağı ilkler olabilir. Karanlık dünyalarında bu tarz bir "origin" hikayesi nasıl olarak merak ediyorum.


Ve devamında gelen Justice League fragmanı. Asıl olay bu zaten, DC'nin Avengers'ı niteliğinde. Ben Affleck'i Batman'a yakıştıran biriyim, onun liderliğinde böyle bir ekibi izlemek için yükseliyorum. Yine bir "origin" hikaye aslında, Aquaman, Flash ve Cyborg'u sinematik evrende bu kadar ciddi ilk görüşümüz (Flash'ın Suicide Squad'da kısa görünüşünü saymıyorum). Batman önderliğinde Dünyayı kurtarmak adına kurulan bir ekip, Wonder Woman'ın da yüksek katkılarıyla. 

Wonder Woman'ın filmi DC adına bir kurtuluş olacak mı, göreceğiz. Fragmanıyla beklenti yarattı ki bence iyi bir iş olacak. O heyecanla birlikte izleyeceğimiz bir Justice League filminin etkisinin de büyük olabileceğini düşünüyorum ki fragmanı da o heyecanı veriyor. 

DC'ye yönelik hayal kırıklıkları var maalesef, Batman v Superman'in ilk fragmanında da benzer şeyleri yazıyordum, yaşadığım hayal kırıklığı bu noktada tarifsiz. Suicide Squad'ın ilk fragmanı karanlık yapıdaydı, gerçek kötüleri izleyecek diye beklerken belki de en olmaz dediğim karakterlerin (Harley Quinn ve Joker) olduğunu gördüm ama kötüydü film. Wonder Woman filmi bu noktada bir kurtuluş, Justice League ise yükseliş olabilir..

25 Mart 2017 Cumartesi

Ritüel #3; Uğur Karakullukçu

Ritüel devam ediyor, elbette ara vermedik. İlgi gören bir konsept oldu, önce bunun için teşekkür etmem lazım. Zaman içinde birlikte geliştirip, mutlaka daha iyiye götüreceğiz. Bu noktada herkes eleştirisini gönül rahatlığıyla dile getirsin, özellikle "şu soru da olmalı" diyenler. 3. konuğumuz Uğur Karakullukçu, blogger'ın blogger olduğu zamanların en iyi blogger'larındandı, şimdi de kendisini medyada keyifle takip ediyoruz. Sağ olsun o da bizleri kırmadı.


Galatasaray denilince aklınıza gelen ilk şey?
Şampiyonlar ligi müziği

İzlediğiniz veya hatırladığınız ilk Galatasaray karşılaşması? 
Manchester United, Old Trafford’daki 3-3’lük maç

Galatasaray'ın sizi en mutlu ettiği gün? 
17 Mayıs 2000

Galatasaray'da en çok sevdiğiniz futbolcu?
Kubilay Türkyılmaz

Galatasaray adına idol kabul ettiğiniz isim?
Gheorghe Hagi

Galatasaray'ın sizi en mutsuz ettiği gün? 
1999 Bilbao deplasmanı. Bazen hala sinirleniyorum o pozisyona

Transferine en çok sevindiğiniz futbolcu?
Mario Jardel


Transfer olmasını beklediğiniz ama bir türlü gelmeyen futbolcu?
Kily Gonzalez

Galatasaray'da hakkının bir türlü verilmediğine inandığınız isim?
Suat Kaya. Bugün o seviyede defansif orta sahaya 20 milyon Euro isterler ama UEFA kadrosu deyince adı anılmaz

Galatasaray'da bir türlü sevemediğiniz ya da gördüğünüz en kötü futbolcu?
Bir türlü sevemediğim Christian, büyük aşkların üstüne yakıştıramamıştım iyi oyuncu olmasına rağmen. Kötü oyuncu aslında çok ama Bouzid ve Ontivero aklıma geliyor

Rakip takımlarda izlediğiniz ve keşke Galatasaray'da oynasaydı dediğiniz futbolcu? 
Tabii ki Alex… Basketbolda da Naumoski


Galatasaray'ın en unutamadığınız ve sizin için özel bir yeri olan maçı?
Juventus’la Della Alpi’de 2-2 biten maç… O maç bence göstermişti sonraki yıllarda unutulmaz başarıların geleceğini

İzlediğiniz ve hatırladığınız dönemi düşünerek, Galatasaray 11'iniz?
Muslera; Eboue, Götz, Popescu, Hakan Ünsal; Melo, Suat; Ribery, Hagi, Arda; Hakan Şükür.

Bu 11 işleri her zaman zor… Efsaneler var, Ribery gibi büyük iz bırakan ama az kalanlar var. Olduğu kadar diyelim.

Galatasaray'da büyük beklenti içinde olduğunuz ama o beklentiyi bir türlü karşılayamayan isim? 
Kısmen karşılamasına ve kalitesini göstermesine rağmen Lincoln

Galatasaray'da çok sevip, beğendiğiniz ama bunu insanlara bir türlü kabul ettiremediğiniz futbolcu veya teknik direktör?
Felipe. Bazı özellikleriyle gerçekten dünya çapındaydı, bence defoları idare edilebilirdi. Bugün gelse kral olur ama çok az kişi hatırlar

Teknik direktör olarak ilginç olabilir ama Hagi diyeceğim, özellikle enkazdan çıkarıp 76 puan aldırdığı ilk döneminde malzemesine göre çok iyi takım çıkarmıştı. İkinci dönemi ise çok yanlış zamandı, ihale ona kaldı.


İnsanların çok beğendiği ama sizin bir türlü beğenemediği, kabul edemediğiniz futbolcu veya teknik direktör?
Keita diyeceğim. Şüphesiz yetenekliydi, gösterişliydi ama deplasmanlarda, özellikle de derbilerde araziydi. Niye beğenildiğini anlıyorum ama yüklendiği anlamın çok daha altında katkı verdi

Nasıl Galatasaraylı oldunuz, sizi etkileyen bir numaralı etmen neydi?
Nasıl Galatasaraylı olduğumu hatırlamıyorum çünkü kendimi bildim bileli öyleyim

80'ler, 90'lar ve 2000'ler sonrası diye adlandırdığım dönemde hem Galatasaray hem de futbol anlamında en büyük keyfi aldığınız dönem?
Kesinlikle 90’lar. O yürüyüşü UEFA Kupası’yla kısıtlamak da haksızlık. 

2000’lerin başı da çok farklı bir deneyimdi, Avrupa devi olmayı bize hissettirdi ama arkasını mevcut Galatasaray aklı getiremedi, o günleri de hiçbir zaman unutmadım. O yüzden başarı sarhoşluğuna her zaman karşıyım, akılla başarı paralel gitmezse sonu hüsran olur. Bugünlerdeki gibi…

Lider stoper işte, uzakta mı arıyoruz?


Tudor'a hediye edilen 5 numaralı Galatasaray formasını görünce aklıma geldi, aradığımız lider stoper kendisi değil mi diye. İşin şakası tabii bu, Galatasaray'ın yeni dönemde ihtiyacına yönelik bir vurgu diyelim. 

Herkesin gördüğü bir konu gerçi, Ujfalusi'den bu yana yazdığımız mesele. Popescu sonrası da aynı şeyleri konuşuyorduk, bir dönem Song / Tomas ikilisiyle bir istikrar sağlamış ama aranan lider profili Ujfalusi'yle bulmuştur. Chedjou 4 senedir Galatasaray formasını giyiyor ama bu yönde bir futbolcu değil, profili başka. Ara transfer dönemi de çok yazdık çizdik ama bulamadık o ismi, Chedjou'yu affetmek durumunda kaldık. 

Yeni sezonun transfer gündeminin ise en üst sıralarında "lider stoper" olmalı, Tudor'un da bunu vurguladığını düşünüyorum. 3'lü stoperle devam edecek gibi duruyoruz, bu noktada lider stoper ihtiyacı bir tık daha fazla gerekli. Nedeni şöyle, 3'lü stoperin kanatlarında stoper özellikli isimlerin yanında özellik itibariyle atletik diyebileceğimiz bek oyuncuları da oynayabilir. Cavanda, Carole oynadı işte, yeterlilikleri tartışılır. 

3-4-3 veya 3-4-2-1'in amacı her pozisyonda bir fazla olmak, kenar stoperlerin görevi de hücumda gerektiği yerde kanata destek verebilmek, topla çıkmak. Ortadaki stoper bu noktada lider olmalı ki bu görevi ayarlamalı, yanında oynayan isimleri yönetmeli ve mutlaka pas özelliğini de beraberinde barındırmalı. Chedjou bu düzende iyi göründü, çünkü pas özelliği ve topla çıkabilme durumu var ama lider değil. 

Biz lideri arıyoruz işte. Tudor'a gelince, özellik itibariyle böyle bir futbolcuydu. Bek özelliği de vardı gerçi, sağ bekte de çok izledik ama lider stoperdi. Pas özelliği yüksekti, sertti, topla çıkardı, geriyi organize ederdi. Tudor'umuzu bulmak durumundayız, bu formanın hediye edildiğini görünce yazmak istedim, oynar mı acaba?

24 Mart 2017 Cuma

Selçuk İnan'in son haftalardaki çıkışı mutluluk verici


Bunu yazdığımda tepki göreceğimi biliyorum. Selçuk İnan'ı ne olursa olsun beğenmeyerek bir güruh var, saygı duyacağım. Ya da saha içine bakarak "lig bitti" gibi bir eleştiri gelebilir ama Tudor dönemi ile alakalı aynı şeyi yazmaktan sıkılmayacağım. Bu sezonu mümkün olan en iyi yerde bitirmek ve bugünden gelecek adına çalışmak. Selçuk İnan'ı da bu nokta üzerinden değerlendiriyorum, sadece saha içine bakarak ve yeni döneme yönelik.

Düşüş içinde olduğu doğrudur, Mancini döneminden bu yana gelen. Hamza Hamzaoğlu'yla gelen şampiyonluk sezonunda yeniden ayaklandığı bir zaman olmuştu ama ertesi sezon yine düştü ve kendisini "temposuzluğu" üzerinden değerlendirmeye başladık. İyi değildi o görüntü, geleceği olmayan. İşin içine kazanılan ücretler falan girdiğinde de eleştirinin boyutu daha arttı. Bunlar haklı eleştiriler, ben de yazdım.

Şöyle söyleyeyim, Selçuk İnan'ın öyle bir sözleşmesi var ki kendisinden vazgeçmek o kadar kolay değil. Değişim diyoruz, mutlaka gerçekleşmesi gereken. Yaşlanan bir takım var ve bazı isimlerden maddi bir gelir elde etmenin de mümkün olduğunu düşünüyorum. O isim Selçuk İnan değil ama, talip bulmak, gönderiyorum diyerek göndermek zor. 

Bu bir nokta, ben başka noktadan bakıyorum. Tudor döneminde izlediğim Selçuk İnan daha farklı. Temposunu yükseltmeye başladı, istiyor, isyan etmeyi yeniden hatırladı. Trabzonspor maçında kötü bir mağlubiyet aldık ama Selçuk İnan'ın arzusu aklımda kaldı. Bunu Finlandiya karşısında da devam ettirdi, oynadığı pozisyon itibariyle görevi daha zordu ama iyi başardı. Hem savunma hem de hücum noktasında, bu tempoda görmeyeli uzun zaman olmuştu.

Biraz daha izlemek lazım ama bu çıkışını görmek ilgi çekici. Tudor döneminde biraz daha farklı bir havaya büründüğü kesin, istemesi, temposunu yükseltmesini değerli görüyorum. Tudor'un da Selçuk İnan özelinde pozitif açıklamaları vardı, tuttuğu bir isim gibi görünüyor. Haliyle bu yeni dönemde önemli bir şansı olacak..

Fatih Terim, Galatasaray günlerinde de farklı bir şey söylemiyordu


Uzun zamandır ilk kez hemen hemen herkesin Fatih Terim'le hem fikir olduğunu görüyoruz. Güzel konuştu Fatih Hoca, bunu Galatasaray günlerinde de söylüyordu, Milli Takım'ın başına geçtiğinde de değişmedi. Hatta ilk icraatlarından biri yabancı kuralını esnetmek oldu. Yabancı kuralı ile Milli Takım'ın selametin bir alakası yok, hatta yarar sağlayan noktaları dahi var.

Emre Çolak bunun en yakın örneğidir. Yabancı kuralı devam etmiş olsaydı Galatasaray ondan bu kadar kolay vazgeçmezdi ve bir şekilde iyi bir sözleşme alırdı. Galatasaray'ın bu konuda rahat davranmasının nedeni bu kuraldır ya da Emre Çolak'ın düşüncesini değiştiren diyelim. Burada kalıp, Galatasaray'da yedek oturması onun gelişimine katkı mı sağlayacaktı? Bugün 25 yaşında, Deportivo forması giymekte ve iyi bir sezon geçiriyor. O istikrarı da Milli Takım'a attı işte Emre Çolak'ı, bizim bu örnekleri arttırmamız gerekiyor.

"20-30 tane oyuncumuzu Avrupa'ya göndersek, milli takım zaten belli olur. Onlar da biraz bu yarışmanın içerisine olmalı"

Anlatmak istediğim bu, Türk futbolcusu dışa açılmalı ve sayı artmalı. Çağlar Söyüncü, Enes Ünal, Emre Çolak gibi örnekler var, gelişimleri de ortada. Yabancı sınırının genişliği ve daha rahat hareket etme imkanı bulan büyük kulüpler haliyle bu tarz isimleri eskisi gibi zorlamıyorlar. Böyle olunca da Türk futbolcusu daha rahat Avrupa'yı düşünebiliyor. Bu da Milli Takım noktasında çok büyük bir artı.

Sen yine yabancı oynatma, yerliye yatırım yap. Kimse mani değil ki şans veren veriyor işte. Cengiz Ünder, Yusuf Yazıcı gibi örnekler var, bunu kulüpler düşünecek. Altyapısından yetişmiş herhangi bir isme dakika vermemiş kulüplerimiz var. İyi olan yine oynuyor, Avrupa'yı düşünen çok daha rahat karar verebiliyor ve kulüplerin eli daha rahat. Osmanlıspor'un Avrupa Ligi'nde geldiği nokta gibi, yabancı kuralı bu durumda olmasaydı başarabilirler miydi?

Galatasaray'a dönersek, biz de değişen bir şey yok. Yabancı kuralının bir artısı da yerli isimlerin fiyatını düşürmek ama bizde sözleşme imzalayan her yerli 2 milyon'dan tarifeyi açıyor, 4 milyonlarda gezen bonservisler ödemeye devam ediyoruz. Geçen sezon 7 yabancısı vardı bu takımın, oysa 14 yabancılı bir düzen diyoruz. Biz bu kuralın nimetlerinden faydalanabilmiş değiliz, futbol aklı gerektiren hareketler bunlar..

23 Mart 2017 Perşembe

5li #9; Altyapının "Galatasaray çatısı altında" hayal kırıklıkları

Altyapının kayıp yıldızları gibi bakmayın, Galatasaray özelinde büyük beklenti kurduğumuz ama bu forma çatısı altında hayal kırıklığı olan isimlere bakıyoruz. Bugün 86-87-88 jenerasyonuna biraz değindim ve nostalji teline dokundum aslında. Şimdi de bazı isimleri biraz daha detaylandırmak istedim, Twitter'da sordum ve ismi ağırlıkla çıkan 5 isme bakıyoruz. Şimdilerde U17 Avrupa Futbol Şampiyonası Elit Tur maçlarına bakıyoruz, yine iddialı bir Galatasaray jenerasyonu var. Bu isimlere sonları benzemez diyelim..


Aydın Yılmaz

Uzun bir Galatasaray kariyeri oldu, itiraf edelim ki hak etmediği. Yıllarca bekledik biz bu adamı, yetenekliydi çünkü ama kırılgandı. Hızlı bir adamdı, Galatasaray'ın kanatlarına can verebilirdi ama kısa dönemler haricinde olmadı. O kısa dönem de 2011-2012 şampiyonluğu, özellikle ligin 2. yarısı gösterdiği performans. O dönem iyi bir 12. adamdı ama devamını getiremedi. Kritik golleri var, unutulmaz derecede ve Galatasaray'da geçirdiği uzun kariyer biraz da o yüzden değil mi. Mancini demişti, idmanlarda inanılmaz bir performansı var ama sahaya baktığımızda bunu göremiyoruz. Aydın Yılmaz'ın özetidir bu.


Cafercan Aksu

Benim favori futbolcum, onu konuşmayı seviyorum. Çünkü çok konu adına ışık tutabilecek bir isim, ders alınması gereken bir kariyer. 86-87-88 jenerasyonu dedik ya, en yeteneklisi oydu. Bugün nerede bilmiyorum bile, o derece kaybettim. Forvet özellikli bir 10 numaraydı, müthiş bir sol ayağı vardı ama potansiyelinin %1'ini dahi izleyemedik. Bir Gençlerbirliği maçıdır kırılma noktası, şampiyonluk maçında Hakan Şükür'ün yerine kurtarıcı olarak girmesi ve o baskının altında ezilmesi. Kariyerinin başında olan bir isimdi, o maçla kaybettik kendisini. Sonra da ayağa kalkamadı işte, şans bulmadı da diyemeyiz.


Cem Sultan

Yine büyük bir beklenti, altyapılarda gol rekorları kıran adam. Gümbür gümbür geliyordu tabir-i caizse ama onun adına da kırılma noktaları var. 2010-2011 sezonu, Galatasaray'ın felaket dönemlerinden biri. O da tek tük şans buluyordu ama öyle bir sezonda daha fazla şans bulması gerekirdi. Küstürüldü bir anlamda, ona güven verilmedi. Devamında Servet Çetin ile olan kavgası ve suçlu ilan edilmesi. Sonrasında durmadı işte, sezon bitince yetiştirme bedeli karşılığında Kayserispor'a imza attı. Bu da onun adına diğer bir kırılma noktası, Galatasaray'ın başına Fatih Terim gelmişti ve bir şansı olabilirdi. Sonrası da hayal kırıklığı zaten, bir türlü olamayan futbolculardan.


Özgürcan Özcan

Hakan Şükür'ün "veliahtım" dediği bir isimdi, Yukarıda bahsettiğim jenerasyonun bir numaralı gol ayağıydı kendisi, Galatasaray'ın forvette uzun yıllar sorun yaşamamasını bekliyorduk. Şans buldu, hem de birçok maçta. Özellikle Gerets'in onunla çok ilgilendiğini biliyorum ama olmadı, bir türlü beklenileni veremedi. O da kariyerine daha çok 1. Lig golcüsü olarak devam etti. Süper Lig'den ziyade daha çok 1. Lig'de gördük onu, birçok iddialı takımda forma giydi ki hala orada devam etmekte. Resmen bir Anadolu turu attı, bir çizgi tutturdu ama hayal ettiği çizgi eminim ki o değildi.


Daniel Tözser

Bahsettiğim isimlerin en enteresanı o belki de. Fatih Terim'in 2. döneminde Galatasaray'a gelmiş ve altyapıya katılmıştı. U21 takımında oynadı ama ne oldu bilmiyorum, takımdan ayrıldı. İlk olarak ülkesine döndü, devamında kariyeri şekillendi. Önce Belçika, sonra Yunanistan ve ardından gelen uzun İtalya kariyeri. Önemli takımlarda forma giydi, Genoa, Watford, Parma, QPR gibi. Premier Lig'i de gördü, İtalya'da da istikrarlı şekilde kalmayı başardı. 31 kez de Macaristan Milli Takım formasını giydi, Galatasaray'da da iyi bir kariyeri olabilirdi yani. Fatih Terim kim bilir onun için ne düşünüyordu. Altyapılara pek fazla yabancı alınmaz ama o dönem Tözser ile iyi bir iş yapılmıştı.

Seyreyle maziyi #25; Galatasaray tarihinin parlak jenerasyonu?


5'li için yazacaktım bu konuyu ama iş seyreyle maziye'ye kaydı. Büyük beklenti kurduğumuz ama bir türlü olmayan isimleri sordum, gelen cevapların yüzde 90'ı bu jenerasyona yönelik oldu. Galatasaray'ın meşhur 86-87-88 jenerasyonu, içinde çok büyük potansiyellerin barındığı bir ekip. Altyapı sorumlusu da Abdullah Avcı bu arada, böyle bir jenerasyondu. 

Tabii istediğimizi tam anlamıyla alamadık. İçlerinde şu an önemli noktalarda olan futbolcular var ama Galatasaray ne aldı sorusuna verilebilecek tek cevap Arda Turan. Uğur Uçar / Ferhat Öztorun gibi isimler bugün Başakşehir formasıyla şampiyonluk yarışı veriyor, Mehmet Güven Osmanlıspor'un en önemli isimlerinden biri, Aydın Yılmaz'ın uzun yıllar süren ama hayal kırıklıklarıyla dolu bir Galatasaray kariyeri oldu.

Takımın en yetenekli ismi ise Cafer Can Aksu. Forvet özellikli ama forvetin arkasında oynayan bir isimdi. Müthiş bir sol ayağı vardı ki kendisinin çok önemli yerlere geleceğini düşünüyorduk. Şu an nerede inanın bilmiyorum, belki de yaşanabilecek en büyük hayal kırıklıklarından oldu. Bu hikayeyi daha sonrasında detaylandırırız ama bir Gençlerbirliği maçıdır kırılma noktası, Hakan Şükür'ün yerine kurtarıcı adıyla giren Cafer Can Aksu ve devamında yaşananlar.

Şu kadrodaki potansiyel uzun yıllar Galatasaray'ı taşıyabilir ve yeniden altyapı kültürünü yaratmak mümkün olacaktı. O dönem maddi sorunları da hatırlıyorum, altyapı kurtuluş adına en büyük çareydi ama istikrarsızlık belki de buna engel oldu. Bu gençlerin bir araya gelmesinde Fatih Terim'in payı var ama önce o gitti, sonra Hagi geldi, devamında Gerets, Feldkamp, Skibbe. 

İçlerinde Galatasaray formasıyla şans bulanlar da var, hem de ciddi şanslar. Uğur Uçar, Ferhat Öztorun ve Mehmet Güven'i sıklıkla izledik, Özgürcan Özcan'ı Hakan Şükür "veliahtım" diye nitelendiriyordu ama istikrarı yakalayamadık. Arda Turan iyi bir çıkış yakaladı ve bugün geldiği nokta ortada. Aydın Yılmaz ise yıllarca bu formayı giydi, parladığı kısa dönemler oldu ama kariyeri yüzde 90 hayal kırıklığı şeklinde.

Podolski'nin imzası, kusursuz veda


Bunun adı kusursuz veda, yıllar sonra dahi unutulmayacak. Herkesin hayali böyle bir jübile ve ancak bu kadar mükemmel olabilir. Podolski'nin golüyle kazandı Almanya, bir imza golüyle. Podolski'nin muhteşem sol ayağı deriz, böyle bir imza işte. Geriye dönüp baktığında da ancak bu kadar kusursuz bir Milli Takım kariyeri bırakabilirdi. Podolski unutulmayacak, burası kesin.

Almanya'nın yeni toparlandığı, ayaklanmaya başladığı dönemler, 2000'lerin ortaları. 2002 Dünya Kupası'nda bir final başarısı gelse de bunu beğenmeyen ve yeniden yapılanma başlattıkları. Podolski de o yapılanmanın ilk yıldızlarından, 2004 yılında ilk kez giydi bu formayı, 19 yaşında. 13 yıl boyunca da hiç bırakmadı ve bugün 31 yaşında, 130. kez Almanya formasını giymiş oldu.


130 maçta ise 49 golü var, bu bağlamda Almanya'nın en çok gol atan 4. futbolcusu durumunda. İstatistiğin kusursuzluğunu anlatmak açısından, Podolski henüz 31 yaşında. Lothar Matthäus 40 yaşında futbolu bıraktı ve 150 kez ile Almanya formasını en çok giyen futbolcu. Podolski'nin de son 2-3 yılı yedek olarak geçti, buna rağmen böyle bir rakam. Bu rekoru da kırabilirdi Podolski.

Joachim Löw'ün de Podolski için önemi büyük, Podolski'den hiç vazgeçmedi Löw. En kötü zamanlarında bile bu takımda bir yer edindi Podolski. Löw döneminde 97 kezle en çok Almanya formasını giyen isim olmuş Podolski, Lahm ve Schweinsteiger gibi isimleri de geride bırakarak. Podolski'nin Milli Takım kariyerinde en önemli isim Joachim Löw diyebiliriz. 


Eleştirdim, bundan sonrasını göremediğimi de dile getirdim ama Podolski sevgim / saygım her zaman doruk noktada oldu. Özel bir isimdi, günün birinde mutlaka Galatasaray formasını giyecek derdim, şükür ki giydi. Bu formaya yakışacağını düşünüyordum, öyle de oldu. Şanssızlık şu, yanlış zamanda denk gelmesi. Daha iyi bir Galatasaray'da çok büyük başarılara birlikte yürüyebilirdik, olmadı. Buna rağmen imza işleri vardır, gol bekledik, o beklentiyi de karşıladı. Eleştirdiğimiz noktalar ayrı ama Galatasaray'ı ve Türkiye'yi sahiplendi, bizden biriydi.


Şu yönetimin yaptığı en iddialı işti belki de, Podolski'nin transferi. Onu da Podolski'nin satış tarzıyla yıktılar gerçi, ortada bir iddia da yok. Japonya'ya gidecek, yeni bir macera. Göz önünde olmayı çok seviyor, Japonya'ya gitmesi de onun adına yeni bir kapı. Bundan sonrası futbolla değil, Podolski'nin imajıyla alakalı olacak, o da bunu konuşturacak..

22 Mart 2017 Çarşamba

Chedjou'nun Ocak ayı öyle hareketli geçti ki


Chedjou'nun Ocak ayı öyle hareketli geçti ki. Tuzlaspor maçının ardından kadro dışı bırakıldı, Afrika Uluslar Kupası'na gitmesini bekliyorduk ama kadroya alınmadı, gitmesine kesin gözüyle baktık ama yerine iyi bir isim alınamadı, sonra affedildi, transferin son günü Southampton ve Swansea gibi kulüpler onu ciddi bir şekilde istedi ama Galatasaray bırakmadı. Bunların hepsi Ocak ayı içerisinde gerçekleşti, gözden çıkarılmıştı ama Tudor'un dönüşüyle bir anda 1 numaralı stopere yükseldi yine.

O konuda yanıldığımı ben de kabul etmiştim. Chedjou'ya güvenemiyorum, Galatasaray kariyerine baktığımda da beklentimi karşılayamadı ama 4 sezondur bu takımın formasını giyiyor. Sezon sonu da sözleşmesi bitecek, kalmasını beklemiyorum. Doğru olan da budur, değişim gerekli ki sezon sonunda sözleşmesi bitecek kimse takımda tutulmamalı. Chedjou, Sabri Sarıoğlu, Hakan Balta gibi.

Yanıldığım konu güven meselesi değil, maalesef ki hala bu takımın 1 numaralı stoperi. Değil diyordum ben ama mevcut kadroda olmazsa olmaz olduğunu gördük. Bu da zaten stoper rotasyonu için durumu özetleyen gelişme. Trabzonspor maçında Chedjou'yu aradım mesela, Galatasaray geriden bir kere bile topla çıkamadı (sağlıklı şekilde) ve baskı yediği her topu rakibe verdi. Chedjou'nun lider özelliği sıfır ama özellik itibariyle 3'lü dizilimde yanında oynayan isimleri doğru yönlendirdiğini düşünüyorum.

Chedjou'nun da topla çıkma özelliği var, pas özelliği ise mevcut stoperlerimizin çok üzerinde. O ortada oynadığında yanında oynayan Semih Kaya ve Ahmet Çalık gibi isimler de topla çıkabiliyor, bir bek gibi hücuma destek verebiliyorlardı. Trabzonspor maçında ise Semih Kaya göbekte, Carole ve Cavanda kenarlardaydı. Her ikisi de aslen bek ama bunu yansıtamadılar, topla çıkamadılar, Semih Kaya ise pas aksiyonunu yönetemedi. Cavanda ve Carole'den beklediğimin fazlasını aldım, o ayrı ama bu düzende göbekte oynayan isim önemli, lider / pasör bir futbolcunun gerekliliği büyük. Mevcut yapıda Chedjou'nun olmazsa olmazlığı buradan gelmekte.

Sezon sonunda ayrılacak Chedjou, burası kesin. Yanlış bir bilgi var ama, kendi ülkesinde katıldığı televizyon programında "Galatasaray'ın benimle devam etmek isteyeceğini düşünmüyorum" diyor, oysa kendisi ayrılık kararı almış gibi bahsediliyor. O programda konuşulanları az çok takip ettim, Chedjou'nun Galatasaray ve Türkiye hakkında söylediği çok güzel şeyler var. Galatasaray'la alakalı da doğruları konuştu.

Ocak ayı içinde Chedjou konusunda hatamız var ama. Kadro dışı bırakıyorsun, kamp döneminde takımda yer alamıyor, satamıyorsun, sonra geri döndürüyorsun ve transferin son günü göndermek istemiyorsun. Oraya doğru stoper hamlesi yapılamadı, Ahmet Çalık değildi o isim. Son gün de iyi ki satılmamış, bugün oynatacak stoper bulamayacaktık belki de. Yasin Öztekin konusunda da benzer şeyleri yazmıştım, Galatasaray'ın ne yaptığı konusunda hiçbir fikrim yok..

Bedelsiz ihtimal #9; Haris Seferovic


Genelde yaş yaddi 30'a dayanmış isimleri yazmak durumunda kalıyoruz. Sözleşmesi sezon sonunda bitecek futbolculara baktığımda yaş ortalaması bu yönde çünkü, daha genç olanlar ise Galatasaray'a düşmeyecek seviyede. Şunu yaz, bunu yaz gibi öneriler geliyor ama şartları zorlamama rağmen biraz da gerçekçi bakıyoruz. 

Haris Seferovic 25 yaşında ve sezon sonunda Frankfurt ile sözleşmesi bitiyor. Sözleşmesi sezon sonu bitecek ve bu yaş grubu içinde Galatasaray'a gelebilecek isimlerden biri. Piyasası düştü, o eski potansiyelini yansıtamadı. Bu sezon Bundesliga'da 17 maçta 2 golü var, geçen sezon ise 29 maçta 3 gol 5 asist. Bundesliga günleri iyi geçiyor diyemem ama İsviçre Milli Takım'ı futbolcusu, yeniden ayağa kalkması açısından imkan var.

Özellik anlamında Elmander'e benzetirim. Elmander daha ateşli ve yürekliydi tabii, Seferovic'in gam yükü o kadar yüksek değil ama özellik anlamında benzer tarafları var. Son vuruşlarına iyi diyemem, bir takımın gol yükünü çekmez ama ön alanda mücadele yükünü çeker. Hareketli bir isim, sağa sola koşular yapar, pres özelliği yüksektir, uzun boyludur ama hava toplarına çok hakim değildir. Elmander'de de vardı bu, uzun boyluydu ama çok iyi kafacıydı diyemem. Ya da son vuruşları müthiş değildi ama mücadele noktasında onu kim tartışabilir.

Galatasaray'ın da nasıl oynayacağına bağlı bir durum tabii. Tek forvet olmaz diye düşünüyorum, bu tarz isimler daha çok 4-4-2'ye yatkın. Yanında bitirici ve daha seri bir forvet, yanında da mücadeleci bir isim. Seferovic o ihtiyacı karşılar ama böyle oynayacağımızı sanmıyorum, Tudor'un düzeninde bir pivot, onu da yedekleyecek atletik / hızlı bir isim gerekli. Eren Derdiyok'un varlığında da Seferovic doğru tarz değil. 

Eren Derdiyok pivot özellikli, bitirici noktada da Seferovic'in çok daha önünde. Mücadele gücü ile Seferovic öne çıkar ama tek forvet oynanan bir düzende beklenen katkıyı veremez. Gündeme bir şekilde girer ama, beklentim var. Kanatlarda hatta forvet arkasında oynayabilme özelliği de var ama teknik özellikleri yeterli diyemem, mücadelesiyle ayakta kalabilecek bir futbolcu. Yaşıyla da alakalı yeniden ayağa kalkma imkanı olabilir. İyi bir sistem takımının önemli parçası olabilir ama ona uygun sistemi Galatasaray'da görmek zor diyorum.

Seyreyle maziyi #24; kayıp hikaye "Jersson Gonzalez"


Lucescu sever Güney Amerika piyasasını, Shakhtar'da özellikle Brezilyalılar noktasında gösterdiği başarıyı yıllar içinde izledik. Az parayla da büyük işler başardı, büyük paraların da üzerine çok daha fazlasını koydu. İstikrar önemliydi burada, Lucescu kıymetli bir teknik adam. Bu değeri Galatasaray da kullanamadı, Beşiktaş da. İki takım adına da kırılma noktası diyebilirim, Lucescu gibi bir teknik adamı gözden çıkarmak.

Lucescu'nun Galatasaray'da 2 sezonu var. İlkinde çokça duyduğumuz bir eleştiri, "Fatih Terim'in mirası". Jardel eklemeli bir kadroydu ama Uefa Kupası'nı kazanan kadronun devamı olan bir sezondu. Kaçan şampiyonluk büyük hayal kırıklığı ama Şampiyonlar Ligi'nde gelen çeyrek final ise büyük iş. Lucescu o sezonda da fazlasıyla başarılıydı ama ustalık dönemi 2. sezonunda.

Uefa kadrosu dağıldı, birçok isim takımdan ayrıldı. Yaşanan maddi kriz cabası, iddialı transfer yapmanın zor olduğu bir dönem. Kiralık futbolculara yöneldik, özellikle gelen yabancılar noktasında. Çoğu da ilk kez duyduğumuz isimler ki Güney Amerika ağırlıklı. Bu transferleri kim yaptı bilmem ama Lucescu'nun Güney Amerika üzerinde o dönemden gelen bir etkisi var. 

Jersson Gonzalez'e gelecek konu, 2001-2002 sezonunun Ocak ayı transfer döneminde takıma geldi. Galatasaray'a geldiğinde 27 yaşındaydı ama tanıdığım bir futbolcu değildi. 19 kez Kolombiya Milli Takım formasını giymiş mesela, Avrupa'da tek macerası Galatasaray ama ülkesi açısından önemli bir adam diyelim. Kariyerinin yüzde 90'ı Kolombiya'da geçmiş, 

Sağ bekti diye hatırlıyorum. O pozisyonda Sebastien Perez vardı, kendisinin yarattığı etkiyi hala konuşuruz. Alternatif diyebileceğim Capone'yi de o pozisyona yazarım ama 3. bir sağ bek olarak Jersson Gonzales'in transferi enteresan olmuştu. 53 numaralı formayı giyecekmiş mesela, ama biz bunu göremedik. Abdürrahim Albayrak'ın futbol konusunda ön plana çıktığı sezon, Gustavo Victoria Mendez'in bonservisini aldıklarında da hatırlarım kendisini. 

Hikaye şuradan kaynaklı, süre alamadan gitti. Her maç istisnasız şekilde yedek oturduğunu biliyorum, yedek kulübesinde çok gördük kendisini ama şampiyonluğumuzu garantilediğimiz maçta bile süre vermedi ona Lucescu. Yedek kulübesinden bile ayırmadı, adını okuduk sadece. Rivayetler de var hakkında, iyi frikik attığı gibi. Ya da attığı sert şutlarla kaleci bayıltması, Mehmet Bölükbaşı'nı 1-2 kez bu şekilde sarstığı şeklinde haberleri okumuştum. Hakkında fikir sahibi olmak isterdim ama yok işte, elimizde veri yok.

Galatasaray'da birçok isim var, süre almadan gideler gibisinden. Bu isimleri andığımızda aklıma gelen ilk futbolcu Jersson Gonzales oluyor. Tek bir dakika almadan şampiyonluk yaşadı, kupayla şampiyonluk turu attı. Barusso'yu hatırlarım bir de, şampiyonlukta zerre katkısı olmamıştı ama saha içinde şampiyonluğu da en çok kutlayan oydu..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger